OSMANLI’DAN NÜKTELER

BANA BURADA İŞ YOK
Sultan II. Mustafa padişahtı. Bu devirde İran Şahı bir nezaket eseri olarak Osmanlı sarayına, iyi yetişmiş ve mesleğinde uzman olan bir doktor göndermişti. Osmanlı sarayına gelen hekim, sarayın sosyal yaşamını soruyor. Deniyor ki:
“Burada acıkmadan sofraya oturulmaz ve tam doymadan sofradan kalkılır.”
Bunu öğrenen hekim:
“Öyle ise bana burada iş yok, boşuna gelmişim.” diyerek memleketine dönüyor.

USTASINDA BİN SOPA YİYEN ŞEHZADE
Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliğinde kuyumculuğu öğrenmesi için babası tarafından İstanbul’un en meşhur kuyumcu ustası olan Kostantin’in yanına çırak olarak verilmişti. Belli saatlerde ustasının yanına gider ve çıraklık yapardı.
Henüz tecrübesiz olduğu ilk günlerinde ustasını kızdırmış ve Kostantin Usta yemin ederek Şehzade Süleyman’a:
“Eğer şu işleri iyi çıkarmazsan sana bin değnek vuracağım” diyerek yemin etmişti. Şehzade Süleyman da bunu annesi Hafsa Sultan’a anlatmıştı. Validesi, Kostan­tin Usta yı çağırarak, oğlunu affetmesini rica edip kendisine ihsanda bulunmuştu. Kostantin Usta ise, aldığı altınları, Şehzade Süleyman’a vererek:
“Al bunları, eritip beş yüz tel çubuk haline getir!” dedi. Şehzade Süleyman söylenileni yaptı ve ustasına verdi. Kostantin usta onu dövmek için yemin etmişti ve bunu bir şekilde yerine getirmek istiyordu. Şehzade Süleyman’ı falakaya yatırdı ve elindeki beşyüz altın çubukla ayaklarına iki sefer vurdu. Bu suretle yeminini iki sefer vurduğu beş yüz çubukla yerine getirmiş oldu.

‘YUNAN’ MI, ‘YUNMAYAN’ MI?
Anlatırlar ki, Avrupa’da insanların ilkel topluluklar olarak yaşadığı orta çağda eski yunan şehirleride akıl almaz bir pislik içerisinde imiş.Sokaklar açık çöplük, evler bir ahırdan farksız, halkta yıkanma nedir bilmeyen kirli pasaklı insanlar.

Fatih, Molla Gürani ile sohbet ederken söz Yunanlılardan açılıp da hocası birkaç defa ”yunan…. yunan…” diye tekrar edince hünkar dayanamayıp onların pisliğinden kinaye olarak;
”Hocam” demiş, ”bunlar hiç yunmamışlardır, onun için bunlara yunan değil yunmayan deyiniz” demiş.(yunmak Anadolu’da yıkanmak manasınadır)

YİNE BEKLERİZ
Yıldırım Bayezid üzerine gelen Haçlı ordusunda en mükemmel cinsten on bin Fransız süvarisi vardı ve bunlara Burgondiya dukasının henüz yirmi iki yaşındaki oğlu, gayet mağrur Prens Korkusuz Jean kumanda ediyordu. Fransızlar:
“Gök düşecek olsa mızraklarımızın ucunda tutarız!” diyorlardı.
Korkusuz Jean da Yıldırım Bayezid’i esir edeceğini söylüyor; ona neler yapacağı hakkında yüksekten atıp tutuyordu.
Niğbolu Muharebesi Türk ordusunun zaferiyle bitti. 1. Korkusuz Jean ve daha birçokları esir düştüler. Yıldırım, onlara iyi davrandı. Memleketlerine gönderirken bir daha kendisine karşı silah kullanmayacakları hakkında yemin ettirdi. Bununla beraber Korkusuz Jean’a dedi ki:
“Bu yemini sana geri veriyorum. Eğer şerefli bir adamsan silahını yeniden ve mümkün olduğu kadar çabuk eline al; benimle harp için bütün hükümdarlarla birleş. Bu hoşuma gider, zira bana parlak bir zafer daha kazanmak fırsatını vermiş olursun.”

BİR KASABAYI ALINCAYA KADAR
Kanunı Sultan Süleyman Han, bir gün bir şehirde gezerken tanınmış bir şairi son derece pejmürde bir kı­lık ile görmüş. Her şair gibi bu şairin de sevgilisine şiirlerinde bol keseden beldeler ve şehirler bağışlamış olduğunu hatırlayan Padişah şaire şöyle der:
“Eeee, Şair efendi, sevgilinin bir benine Semerkand ile Buhara’yı verecek kadar hovardalık edenin sonu işte budur. Ben bir kasabayı alıncaya kadar dünyanın zorluğunu çekiyorum. Sen her mısranda beşini-onunu birden harcıyorsun- “

BİN ALTIN EDER
Kanuni Sultan Süleyman, Halkalı yakınlarında avlanırken çıkan bir fırtınada yağmurdan ıslanmışlar. Bir eve sığınmışlar. Sultan, ateşin karşısına geçip şöyle demiş:
“Doğrusu bu ateş bin altına değer.”
Bir müddet sonra konakladıkları evden ayrılırken padişah ev sahibine borcunun ne kadar olduğunu sorar.
Köylü şöyle cevap verir:
“Bin bir altın efendim.”
Bu cevaba çok şaşıran padişah, bu kadar fazla ücreti  istemesinin sebebini sorar. Köylü bunada şöyle cevap verir.
“Efendimiz, ateş için bin altınlık değeri siz söylemiştiniz. Bir altın da konak ücretidir.”

HELE BİR SAY!
Bir gün  birisi, Fatih Sultan Mehmed Han’ın yoluna çıkıp:
-Yüz yirmi dört bin peygamberin her birinin hakkı için bana bir akçe ihsan eyle, demiş.
Sultan:
– Yüz yirmi dört bin peygamberi, bana birer birer say, her biri için değil birer, onar akçe vereyim, diye cevap vermiş.
Bu kişi, ancak on beş kadar peygember ismi sayabildi. Sultan kendisine, bunların her biri için onar akçe verdi ve:
– Geri kalanları da say, onlar için de vereyim, demiş.

KORKAK FRANSIZLAR
19.yüzyılda Almanya nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabiî. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar.
Mektupta şöyle denmektedir:
“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in dehalifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkanı sağlayın.”
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:
“Fransızlar korkak ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerınde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.Ertesi gün, karşıdan gelen haber, Almanlar’ın sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
“Osmanlılar’dan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terkederek iç kısımlara doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.”
Bu olay, Mülhaymli’lerin gönüllerin de taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym’a bağlı Karlsruher Müzesi’ne koyup ziyarete açarlar.
Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi temsilen kutlarlar.

OSMANLI   Ecdadımız, atalarımız, şerefli tarihimiz….
www.ismailaga.info

SEÇME VİDEO

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2018 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.