Abdülaziz Bayındır’ın “Allah Geleceği Bilmez” dalaletine REDDİYE

   Süleymaniye Vakfı başkanı ve mezhepsiz fetva.net sitesinin fetvacısı Abdülaziz Bayıdır inkarda ve İslam alimlerinin tabiri ile “dalalette (sapıklıkta)” sınır tanımıyor. Şimdi de Kur’an-ı Kerimde geçen bir iki ayeti yoldan geçen cahil vatandaşın bile anlamayacağı şekilde yorumlayarak Allahu Teala’nın geleceği bilmediğini söylüyor. Bunu söylerken aslında cahilliğini gözler önüne seriyor. Çünkü Kur’an-ı Kerimde geçen yüzlerce ayeti inkar etmiş oluyor. Önce o dehşet verici, tarihte eşi benzeri olmayan hezeyanlarını dinleyelim. Sonra cevap verelim…

   Abdülaziz Bayındır, bir kişinin evleneceğini, kiminle evleneceğini yani geleceği Allahu Teala’nın (hâşâ) bilemeyeceğini söylüyor. Bunun için sözde delil olarak aldığı ayetler şöyle:
Ali İmran 140-142:
140-Eğer size (Uhud’da) bir yara dokunduysa, ona benzer bir yara da (Bedir günü) gerçekten o (kafir) kavme dokunmuştu.
(Habibim) İşte sana! Bu günler ki, biz onları insanlar arasında çevirip durmaktayız. Bir de Alla o inanmış olanları bilsin ve sizden şehitler edinsin diye! Zaten Allah o zalimleri sevmez.
141-Yine Allah iman etmiş olanları arındırsın, o kâfirleri ise azar azar helak etsin diye
142- Yoksa siz cennete girebileceğinizi mi sandınız; oysa Allah henüz içinizden cihat etmiş olanları da bilmemiş, sabredenleri de bilmemiştir.

Tevbe 16:
   “Yoksa siz, Henüz Allah içinizden cihat etmiş olanları ve ne Allah’tan, ne de Resulünden ve ne de müminlerden bir sırdaş edinmemiş olan o kişileri bilmedikçe bırakılacağınızı mı sandırınız?…”

   Ayetlerin kelime karşılıklı, tefsirsiz, yorumsuz manası böyle. Eğer iki Arapça kelime biliyorum diyerek bu ayetlerden hüküm çıkarmaya çalışırsanız Abdülaziz Bayındır gibi inkâra düşmeniz kaçınılmaz olacaktır. İster prof olun, ister doç olun fark etmez bu hataya düşersiniz. Ancak Abdülaziz Bayındır bir hata icabı değil, yaymaya çalıştığı vehhabiliğin gereği bu hezeyanları kusuyor.

TEFSİR YAPABİLMEK İÇİN BİLİNMESİ GEREKEN İLİMLER İÇİN TIKLAYIN

EHLİ SÜNNET ULEMASI VE AYETLERİN MEALİ

   Abdülaziz Bayındır, Süleyman Ateş hariç diğerlerinin bu ayetlere yanlış mana verdiğini söylüyor. Kendisi güya mutlak mealci. Ayetleri doğru olarak tek kendisi anlamış. Süleyman Ateş’de belki ona göre doğru olan manayı verirmiş. Diğer İslam tarihindeki bütün alimler, müfessirler ise hata etmişler.! Hatta ona göre mezhep imamlarını “boş ver gitsin”

(Bunların mezhepsiz olduğunu daha önce açıklamıştık. BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ)

   Yani bu ayetleri sahabeler, müctehidler ve bu gün kaynak olarak istifade edilen eserleri yazan âlimler bile yanlış yorumlamışlar. Kendisi doğru manayı bulmuş!.

   Bayındır’ın dediği gibi, son devrin en saçma fetvalarını veren sapıklar dahil ilimle meşgul olan hiç kimse bu ayetlere olduğu gibi mana vermemiştir. Bunun sebebini de yazının devamında anlayacaksınız.

Ayetlerin yalın manası şöyle:
Ali İmran 140-142:
   “Eğer siz (Uhud’da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.”
   “Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.”
   “Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?”

Tevbe 16:
   Diyanet Meali: “Allah, içinizden cihat edenleri; Allah’tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır.”

MAHMUD EFENDİ HAZRETLERİMİZİN TEFSİRLİ MEALİ
Ali İmran 140-142:
   140-Eğer size (Uhud’da) bir yara dokunduysa, ona benzer bir yara da (Bedir günü) gerçekten o (kafir) kavme dokunmuştu. (Böyle olduğu halde onların kalpleri zayıflamayıptekrar Uhud’da size karşı çıkarlarken, şimdi siz Uhud’da aldığınız yaradan dolayı niye gevşiyorsunuz)
(Habibim) İşte sana! Bu günler ki, biz onları insanlar arasında çevirip durmaktayız. (böylece bazen zafer ve ganimet ile lehlerine, bazen de yara ve hezimet ile aleyhlerine döndürüyorsak, bunu, İslam’ın hak olduğu açıkça ortaya çıkarak gabya iman imtihanının ortadan kalkmaması gibi nice hikmetlere mebni olarak yapmaktayız)
Bir de Alla o inanmış olanları (ta ezelden sabır ve imanla mevsuf olarak bildiği gibi, herkese bunu) bil(dir)sin ve sizden şehitler edinsin diye! (Sizi her zaman galip etmemiştir) Zaten Allah o zalimleri sevmez.
    141-Yine Allah iman etmiş olanları (mağlup etmesi durumunda çekecekleri üzüntüyle günahlarından) arındırsın, o kâfirleri ise (yenik duruma düşürmesi halinde) azar azar helak etsin diye
   142- Yoksa siz cennete girebileceğinizi mi sandınız; oysa Allah (ezeli ilmiyle kimin ne yapacağını önceden bildiyse de) henüz içinizden cihat etmiş olanları da bilmemiş, sabredenleri de bil(ip belli et)memiştir.

Tevbe 16:
   “(Ey müminler) Yoksa siz, Henüz Allah içinizden cihat etmiş olanları ve ne Allah’tan, ne de Resulünden ve ne de müminlerden bir sırdaş edinmemiş olan o (sadık) kişileri(n kimler olacağını ezelde bildiği gibi bazı imtihanlarla sizi de) bilmedikçe bırakılacağınızı mı sandırınız (da kafirlerle savaşa isteksiz oldunuz)…”

SÜLEYMAN ATEŞ O KADAR DEĞİL!
   Süleyman Ateş bir yerde manayı yorumsuz veriyor ancak kendisi bu ayetlerden Abdülaziz Bayındır gibi bir hezeyan çıkartmıyor. Yazdığı mealde şöyle mana veriyor:
Tevbe 16:
“Yoksa siz, Allâh, içinizden cihâd edenleri (sınayıp) bilmeden, sabredenleri (sınayıp) bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”

Ali İmran 140:
“Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler… onları biz insanlar arasında çevirip dururuz (kâh bir kavme, kâh ötekine gâlibiyet veririz; bazen bir topluma iyi veya kötü günler gösteririz, bazan ötekine). Allâh inananları ortaya çıkarmak, sizden şehidler edinmek için (zamanı kâh lehinize, kâh aleyhinize çevirmektedir). Allâh, zâlimleri sevmez.”
142: “Yoksa siz, Allâh, içinizden cihâd edenleri (sınayıp) bilmeden, sabredenleri (sınayıp) bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”

   Gördüğünüz gibi tutunmaya çalıştığı tek dal Süleyman Ateş bile bu ayetin bir imtihanı haber verdiğini belirtmiş.

   Âlimler neden böyle bir mana veremez? Çünkü eğer böyle sapıkça bir mana verirler ise Kur’an-ı Kerimin diğer ayetleri ile çelişirler.

ALLAHU TEALA DOĞRU OLANLARI DA BİLİR?
   Abdülaziz Bayındır, bu ayetlere dayanarak Allahu Teala’nın hâşâ kimin samimi Müslüman olmadığını o anda yeni öğrendiğini söylüyor. Bakın Allahu Teala ise ne buyuruyor:
   “Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan ettik. Allah muhakkak ki dosdoğru olanları da bilir, elbette yalancı olanları da bilir” (Ankebut, 3)

   Bayındır, Kur’an-ı kerimi azıcık daha araştırsaydı büyük lokma yemeyi büyük laf söylemeye tercih edecekti… Yukarıda gördüğünüz ayeti kerimede de apaçık bir şekilde Allahu Teala’nın imtihandan geçecekleri de, kazananları da, samimi olmayanları da bildiği beyan ediliyor.

   Her namazdan sonra okuduğumuz hikmetlerle dolu Ayetel Kürsi’de de bu gerçek şöyle beyan ediliyor:
   “O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir.” (Bakara 255)

   De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.” (Neml Suresi 65)

GELECEĞİN YAZILI OLDUĞU LEVH-İ MAHFUZ
   “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (Enam 59)

   “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid 22)

   Gördüğünüz gibi Allahu Teala, daha yaşadığımız ve yaşayacağımız her şeyin bir kitapta yazılı olduğunu beyan ediyor.

   Ey Abdülaziz Bayındır, sen bu kitaba da, ayetlere de bir tevil bulursun! Ne de olsa mutlak müfessir, mutlak müctehidsin ya!

   Yıllar önce bu iddialar Ehli sünnet alimler tarafından çürütülerek çöpe atılmıştır. Bu gün ilim cahillerin oyuncağı olduğundan ve millet İlahiyatçıların eline mahkum edildiğinden, bunlar da meydanı boş zannettiklerinden sallıyorlar. Prof etiketi ile cahilliğin daniskasını sergiliyorlar.

PEYGAMBERLERE BİLDİRİR
   O gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) (Cin Suresi 26, 27)

Bakın Allahu Teala, Kur’an-ı Kerimde bu gerçeği çok açık bir şekilde nasıl beyan ediyor:

   Yusuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.” (Yusuf 37)

   Şimdi eğer o yemeğin Yusuf Aleyhisselam’a ulaşıp ulaşmayacağını Allahu Teala’da o an biliyorsa (haşa) bu ayet neyi anlatıyor?

   Abdülaziz Bayındır mantığına göre o yemeğin ne olduğunu (haşa sümme haşa) Allahu Teala bilmez, ancak yapılınca bilir. Geleceği bilmediği için (haşa) yemeğin zindana ulaşıp ulaşmayacağını da bilemez. Öyle ya bir deprem olsa, zindan yıkılsa! Ya bir felaket olsa da her şey telef olsa! Her şey olamaz mı? Yani yemek zindana ulaşmayabilir de… Peki, Yusuf Aleyihsselam zindana gelecek olan yemeğin ne olduğunu nasıl haber veriyor? Tabi ki Allahu Teala’nın ezelden bilmesi ve bildirmesi ile…

   Bayındır’ın felsefesi ile böyle saçmalıklara saplanırsınız…

HABER VERECEKSİN
   Yusuf Aleyhisselam kuyuya atılırken, Allahu Teala kardeşlerinin yaptığını ileride onlara söyleyeceğini bildiriyor:
   “Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de O’na, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.” (Yusuf 15)

   Kıssanın sonunda beyan edildiği üzere Yusuf Aleyhisselam kardeşlerine bunu haber veriyor:
   “Yûsuf dedi ki: “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” (Yusuf 89)

PEYGAMBERİMİZ DE HABER VERİRDİ
   “Allah, müminleri bulunduğu şu durumda bırakmaz, temizi pisten ayırır. Allah size gaybı da bildirmez. Ama Allah Resullerden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah’a ve resullerine inanın, eğer iman eder, müttaki olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.” [Al-i İmran 179]

   “O, gaybın bilgilerini [vahiy ile bildirilen gizli şeyleri sizden]esirgemez” [Tekvir 24]

    Peygamberimiz günlük olaylar karşısında pek çok kere gelecekten Allah’ın izni ile haber vermiştir. Mesela Bedir Savaşından önce kafirlerin öleceği yerleri tek tek göstermiştir. Bu inkarcıların PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDAN da habersiz olduğu anlaşılıyor..

   Burada direk gelecekten haber verdiği birkaç hadis zikredelim..

   Resulullah efendimizin mucize olarak gelecekten haber verdiği (Bir zaman gelecek) diye başlayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
“Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helal haram düşünmeyecekler.” (Buhari)

“Âmirler, imamlar, namazı öldürecek, vaktinden sonraya bırakacaklar.” (Müslim)

“Sünnetimi öldürerek dini bozmaya çalışan kimseler çıkacak.”(Deylemi)

“Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey yok diyenler çıkacaktır.” (Ebu Davud)

“Kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanları kötülemek için delil olarak kullanacaklar.” [İbni Ömer] (Vehhabiler, müşrikler hakkında inen âyetleri Müslümanlar için, rafiziler de münafıklar hakkında inen âyetleri Eshab-ı kiram için delil gösterdiler. Resulullahın mucizesi meydana çıktı.]

“Kur’an, dünyalık için okunacaktır.” (Ebu Davud)

“Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.” [Buhari]

ALLAHU TEALA NOKSAN SIFATLARDAN VE YARATILANLARA BENZEMEKTEN MÜNEZZEHTİR
   Allahu Teala’nın zati sıfatlarından bir tanesi de: “Mualefet’un lil Havadis” yani “sonradan olan (yaratılan) hiçbir şeye benzememek”tir.

   Bu ilahi azameti beyan eden ayeti kerimelerden bir kaçı şöylecedir:

   “…Onun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şura 11)

   Aklınıza suret, biçim, şekil açısından insan, dünya, uzay, gezegen, ışık, nur… Ne geliyorsa işte Allahu Teala onlardan münezzehtir. Hiçbirine benzememektedir ve müsavi değildir.

   Şimdi bir insan kalkıp “Allahu Teala geleceği bilemez” dediği zaman bu ayete de muhalefet etmiş olur. Öyle olsa Allahu Teala’nın (haşa) bizden ne farkı kalır. Zaten bu bir noksanlık ve acziyet olur ki, Allahu Teala bütün noksanlıklardan da münezzehtir.

   İşte başka bir ayeti kerime daha. Abdülaziz Bayındır ve avanesine İLAHİ bir cevap niteliğinde:
   “Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.” (İsra 43)

   Bütün bunlardan anlıyoruz ki “Allahu Teala geleceği bilmez” iddiası ilmi olarak çürütülmüştür ve ilmi olarak hiçbir delil yoktur. Kur’an-ı Kerimden delil olarak getirilen ayetler yukarda zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz bir çok ayet ile çelişmektedir. Kur’an-ı Kerimde ise çelişki yoktur.

   Yanlış yorumlama ve tevil sonucunda bu hatalara düşenler, bir çok ayeti de yok saymış olurlar. İşlerine gelmediği için görmezden gelirler. Sonunda böyle rezil olurlar..

ALLAHU TEALA’NIN YARATMASI BİLMEDİĞİ MANASINA MI GELİR?
   Abdülaziz Bayındır: “Allahu Teala senin cehenneme gideceğini bildiği halde yaratıyorsa seni neden sorumlu tutuyor?”

   Yani Allahu Teala, hangi kulun iyi, hangisinin kötü olduğunu bilmiyormuş da, bunları ayırt etmek için yaratmış!..

   Bu insanlar daha yaratılışın, var oluşun mana ve önemini kavrayamamış. Felsefenin kurbanı olmuşlar.

EL-CEVAP:
Öncelikle niçin yaratıldığımız bilelim:
   “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Tur 56)

   Yaratılış gayemiz Allahu Teala’ya O’nun emrettiği gibi kulluk etmektir. Rabbimiz bizi bunun için yaratmıştır. Allahu Teala bizi kendine kulluk için yarattığı gibi imtihan edeceğini de beyan ediyor. “Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.” (İnsan 2)

   Allahu Teala yaratmayı murad ettiği zaman zaten senin inkarı seçeceğini biliyordu ancak anlamadığın nokta “Sen, Allahu Teala istediği için veya bildiği için inkarı seçmedin.” Yani sana bir irade-i cüziye verildi ve sen onu kullanarak inkara düştün.

   Senin inkar edeceğini bildiği için hiç dünyaya göndermeden cehenneme atsa idi, o zamanda Allahu Teala’yı zalimlik ile suçlayacak, “yapmadığın bir şeyden” hesaba çekildiğini ileri sürecektin.

   Allahu Teala yaratmayı diledi, yaratılanların hepsinin hangi yolu seçeceğini de bildi. Mahlûkatın yaratılması ile ezelde bilinen sınav kâinat sahasında uygulamaya konuldu. Ne olduğumuzu, kime kulluk edeceğimizi, irademizi hangi yönde kullanacağımızı bize verilen seçme hakkı ile göstermiş olduk. Kimimiz kazandık, kimimiz kaybettik. İtiraz edeceğimiz husus kalmadı. Kazanmış isek cenneti, kaybetmiş isek cehennemi (Allah muhafaza) kazandık.

   Adam diyor ki: “Cehenneme gideceğini bildiği halde neden sorumlu tutuyor?”

   Bilmiyor ki, adam sorumlu tutulacağından dolayı cehennemi hak etmiş!

   Akılda kalması ve daha iyi anlaşılması için şöyle bir misal verelim: Diyelim ki bir imtihan düzenliyoruz. İmtihanda bize en iyi, layıkıyla hizmet edeni belirleyeceğiz. Seçtiğimiz kişiler kayıtsız şartsız bu imtihana katılacaklar, kaçarı yok. Kendilerine her türlü imkânı veriyoruz ama vermesek bile başarmalarını, sonucun leh veya aleyhte neticeleneceğini bildiriyoruz.. İmtihan başlamadan da kimin kazanacağını veya kaybedeceğini biliyoruz. Ancak bize hizmet etmelerini istediğimiz için ve kendi iradeleri neticesinde sonuçlarını görmeleri için sınavı gerçekleştiriyoruz. Başaranlara ödül, reddedenlere de ceza veriyoruz…

Şimdi, sınava girenler: “sonucu bildikleri halde bizi niye imtihan ediyorlar” diyebilir mi? Diyemezler. Neden?
(Kıssaya göre)
1- Bütün yetki ve hüküm bizde, biz öyle istedik
2- Bize hizmet etmelerini istiyoruz
3- Sonucunu kendilerinin de yaşayarak görmesini, ceza verdiğimiz zaman da itiraz edilmemesini istiyoruz

   İşte Allahu Teala’da bizi kimin kazanacağını veya kaybedeceğini bildiği halde ibadet ve kulluk etmemiz, dua etmemiz, zikretmemiz,rızasını kazanmaya çalışmamız için yarattı. Her türlü nimeti verdi. Sorumluluklar yükledi. Bunun bir sınav olduğunu, kazananın ve kaybedenin ne kazanacağını da bildirdi.

   “Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder.” (Cuma 1)

Bu kısım da inşaAllah anlaşılmıştır.

   “Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Mülk 14)

ALLAH’A SAVAŞ AÇMIŞLAR…
   Bunlar Resulüllah’ın faziletlerini, mucizelerini inkar edip tankıs etmeye çalışırlar, Kur’an-ı Kerimi herhangi bir kitap kategorisine sokmaya çalışıp hürmetsizlik ederler. Şimdi de Allahu Teala’ya O’nun kitabından iftira ederek noksanlık isnat etmeye çalışıyorlar. Bunlar sanki Allah’a, Kitabına ve resulüne savaş açmış gibiler.

Allahu Teala şerlerinden muhafaza eylesin…

www.ihvanlar.net

Share Button
İhvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2014 İhvanlar.net