5 Yorum

  1. Kıymetli kardeşim dinimiz nakil dinidir, akıl yürütme ile duygusal veya farklı metotlar ile fıkhi meselelere yaklaşılmaz, ilmi olarak dayanak, kanıt fetva vs gerekir. İlgili durumlar ile alakalı kaynaklar vardır, burada mesele kaynak seçimidir. Cemaatler arası bu gibi durumlar olabilir, imana ehli sünnet itikadına Halel getirecek bir durum değildir. Fıkhi olarak da Hanefi mezhebi içinde farklı kavilleri esas alarak amel edilebilecek bir durum söz konusudur. Kendinizi bu kadar harab etmenize gerek yoktu.

  2. … bu açıklamalara rağmen hala anlamakda zorlananlar varsa, sünnet namazları nafileler kaza borçlarını kapatır diye yanlış düşünce içinde olanlar varsa kendileri şöyle bir kıyas yapabilirler. “Efendim sen zekat verme, verdiğin sadakalar zekat borçlarını kapatır”, veyahut kişinin Ramazan orucu borcu var onu kaza etmek yerine, nafile veya sünnet oruca niyyet edip “nası olsa onlar da onun yerine geçiyor onları kapatır”, ve hatta, “Farz olan hacca gitmedik ama olsun canım, 20 kere umre yaptık, hepsini toplarsak bu hacc borcunu kapatır herhalde” diye düşünmesi ne kadar yanlış ise bu da o kadar yanlışdır.

  3. Kaza borçları ile sünnet namazlarının kıyaslaması için Reddül Muhtara veya başka kaynaklara bakmaya bile hacet yok aslında. Elbette Hanefi fıkhi delil kalbi mutmain eder ama insan şöyle bi düşünmeli. Adamın birinin size 100,000 lira borcu var iken, bu borcu ödemeyip sürekli size pahalı pahalı hediyeler gönderse, insan demez mi kardeşim önce borcunu ödesene. İşin bu borç tarafını bırakıp, sünnetlerin kaza borçlarını telafisine, veya Peygamberin (aleyhisselam) şefaatine bel bağlamak şeriatı, fıkhı, islamdaki kesin hükümleri, zahiri ilimleri yok saymaktır, “kalbe bak sen benim kalbim çok temiz” demek gibi bişeydir. Dünya yaratılalı beri, Allahu Teala’nın bir ibret nazarıyla gökyüzüne bakıp iman nasib ettiği hatta bununla da kalmayıp evliyalık mertebesine yükselttiği kulları vardır (hiç namaz niyaz ibadet yapmadıkları halde). Amma velakin, bunların hikmeti ve sırrı apayrı bir konudur. Bu ihsana kavuşamayan geri kalan bizler için, şeriatın kesin hükümlerine sıkı sıkıya sarılmaktan başka kurtuluş yoktur. Borç borçdur, borcu ikramla kapatamazsınız. Borcu ancak ödeyerek kapatabilirsiniz. Yine tekrar etmekte fayda var, Peygamber efendimiz (aleyhisselamın) şefaatini derd edinen kimsenin zaten kaza borcu düşünülemez. Allahu Teala’ya olan farz borcu herşeyin üzerindedir, acaba Peygamber (aleyhisselam) böyle bir borçla karşısına çıkana ne kadar şefaat etmek ister, bunu da biraz düşünmek lazım. Farz borcunu ödemek için hayati bir tehlike yoksa işi gücü bırakıp bu borçların ödenmesi gerekir. Hernekadar bunu yapmak mümkün değil gibi görünse de işin önemini de doğru vurgulamak lazımdır. Cehennemde hiç azap görmeden bir dakika bile bulunmak tarifi mümkün olmayan bir ceza olduğu halde, bir vakit farz borcu için 80 hukbe yanılacak olması bunun önemini anlatmaya yeter aslında anlayana. Ayrıca bu bilgiyi bize veren de Paygamberin (aleyhisselam) ta kendisidir. Bu Hadisi Şerif laf olsun diye (haşa) söylenmedi. Allahu Teala ve Peygamber (aleyhisselam) bu farz borçların ümmetinde olacağını bildiği için bu Hadis söylendi (en doğrusunu Allahu Teala bilir). Ve gerçekten inananlar bu sözle irkilsin, bu işin önemini kavrasın ve sakın farzları bir vakit olsun terketmesin için söylendi. Bir vakit sünnetin terki ve bunun cezası için ise söylenen hiçbir Hadisi Şerif yoktur. Buna en yakın gördüğün Hadisi Şerif olan, “Sabah namazının iki rekat sünneti, dünya ve üzerindeki herşeyden daha kıymetlidir” Hadisi dahi, ceza değil kıymet bildirir. Aklı olan, buradan bir vakit farzın kıymetini düşünür. Aslında o kıymet, terki halinde 80 hukbe cehennem cezası ifadesi ile gayet açıkça belirtiriliyor. 80 hukbe değil bir gün cehennemde yanacak bi insana, bütün dünyaları verseler acaba razı olur mu. Konuya böyle bakmak gerek.

  4. Sünnet namazların Kaza borçları karşısında, denizlerde damla kadar kıymeti yoktur. Bu karşılaştırma sünnet namazların kıymetini azaltmaz, sadece farz borcunun önemini ifade eder. Bunu anlamakta güçlük çekenler şöyle düşünebilirler, bir vakit kaza borcunun cehennemdeki cezası 80 hukbedir. Bir vakit sünnetin terkinin ise hiçbir cezası yoktur. Burada bazı grupların, “ama sünnet nemazları şefaate vesiledir” gibi argümanları şeriatın kesin hükümlerini değiştirmez. Peygamber (aleyhisselam) ölüm döşeğinde öz kızı Hz Fatıma annemize (radıyallahu teala anha) namazın önemini ve onun terki halinde kendisinin peygamber kızı olmasına güvenmemesini ve kendisinin dahi onu kurtaramayacağını bildirmesi en güzel örnektir. Zaten derdi Peygamber (aleyhisselam) şefaati olan bir zatın, farz borcu olması tahayyül edilemez. Bizim derdimiz, üzerinde yıllarca farz borcu olan insanların ahırete borçsuz gitmesine vesile olmaya çalışmaktır. “Efendim, borcu olan hem kazasını kılsın hem de sünnetleri terketmesin” savunması da pek gerçekçi değil maalesef, keşke öyle olsa ama üzerinde yıllarca farz borcu olan birine bu, “sen şimdi işi gücü yemeyi içmeyi bütün hayatını bırak bunları öde” demek gibidir ki (aslında yapması gereken budur, çünkü ölümün ne zaman geleceği belli değildir, bunun altını düşünmek Allah muhafaza ahıret inancının zayıflığından ileri gelir), gerçekleşmesi mümkün değildir.

  5. Efendim biz de öyle biliyorduk ancak o fetvayı verem cemaatten hocalar ilr görüştük reddül muhtarı ve ibni nüceym i baz aldıklarını söylediler. ibni Abidin tahiyyetül mescid namazında kaza olarak niyetin caiz olduğu yazıyor. Şuan elimde değil ancak 700 lü sayfaların başında olması gerekiyor. İbni Abidin silsilemizden Mevlana Halid’i bağdadi hazretlerinin talelebelerindendir.

Zaman aşımına uğramış

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2015 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.