Mehmet Okuyan Peygamberimize meydan okudu

   Başlık ne kadar ağır değil mi? “Mehmet Okuyan Peygamberimize meydan okudu” Bizce ağır değil, az bile kalıyor.

   Sadece Mehmet Okuyan değil, onun zihniyetinde olup Peygamberimizin ve ashabının anlayışına ters istikamette hareket edip Kur’an’ı kendi varsayımlarına göre yorumluyorsa o kişi önce Peygamberimize meydan okuyor ve sonra Allah’a iftira ediyor demektir. Çünkü Allah’ın dilemediği bir manayı, Allah buyruğuymuş gibi sunuyor. Peki, Allah’ın dilediği manayı nereden bileceğiz? Peygamberimiz ve talebeleri sahabeler bunu bize beyan ediyor. Çok sahih kaynaklardan bize ulaşıyor. O halde kim bu gibi insanlara itimat ederse Peygamberimizin karşısına geçmiş olur.

MEHMET OKUYAN VE SALAT

   Bildiğiniz gibi sadece Mehmet Okuyan değil son zamanlarda türeyen ilahiyatçı olarak geçinen ve Kur’an’ı kendi kafasına göre yorumlayanlar bir çok ayetin manasını çarpıttığı gibi Ahzab 56. ayette geçen “salat” kelimesini de kendi varsayımlarından yola çıkarak çarpıtıyor. “Salat” kelimesinin destek manasına geldiğini ve “peygamberi destekleyin” manasında olduğunu söylüyorlar.

   Peki Kur’an’ı Kerimin kendisine vahyolan ve açıklama yetkisi verilen Peygamberimiz ne buyuruyor:

   “Kim bana bir defa salâtü selâm getirirse, bu sebeple Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder. “ (Müslim, Salât 70. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Vitir 21; Nesâî, Ezân 37, Sehv, 55)

SEÇME VİDEO

15 Yorum

  1. Türedi tipler denen şahıslar. Diyanet ses etmeyince Reis konuşmak zorunda kalıyor.

  2. Oyuncakkkkk bu……
    Siz gerçek mi sandiniz yoksa ?
    Ama pahalı bir oyuncak sen ben satın alamayız…
    Sanırım markasida ……anlayın işte

  3. Kur’an –ı anladığımız şekilde yaşamak İslam’ı yaşamak anlamına gelseydi,bugün heralde İslam’ı en güzel yaşayanlar Araplar olurdu.
    Kur’an–ı bize biricik Peygamberimiz açıklamışken başka bir açıklayıcıya lüzum var mıdır?
    Türkçe veya yabancı edebi bir şiirden herkes kendine göre manalar çıkartırken, muhteşem olan Allah kelamından bir doktor,bir mühendis,bir çiftçi,bir okur yazar ne manalar çıkarır.
    Bazı ayetlerin sırları gelecekte ortaya çıkmış (iki denizin suyunun karışmaması gibi) ve bu gibi ayetlerin manaları geçmişte ortaya çıkmamışken o insanlara, Kur’an–ı Kerim apaçık değil miydi?Ana rahmindeki 3 karanlık evre neydi?Surelerin başındaki harfler ne ifade ediyor?Ve bunun gibi pek çok ayet–i kerime…
    Ayrıca anladığımız gibi Kur’an’ı yaşamaya kalksa idik,mutlu günümüzde farklı, endişenli anlarımızda farklı anlamlar çıkarıyor olacaktık ve ömrümüz Kur’an’ı anlayıp İslam’ı yaşayamadan,evlatlarımıza öğretemeden de son bulacaktı.

  4. Evet münacat-ı Ahmediye (A.S.M.) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları ve salavatları onun duasına bir âmîn-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir. Hattâ ona getirilen herbir salavat dahi, onun duasına birer âmîndir ve ümmetinin herbir ferdi, her bir namazın içinde ona salât ü selâm getirmek ve kametten sonra Şafiîlerin ona dua etmesi; onun saadet-i ebediye hususundaki duasına gayet kuvvetli ve umumî bir âmîndir. İşte bütün beşerin fıtrat-ı insaniyet lisan-ı haliyle, bütün kuvvetiyle istediği beka ve saadet-i ebediyeyi; o nev’-i beşer namına Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) istiyor ve beşerin nuranî kısmı, onun arkasında âmîn diyorlar. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu dua kabule karin olmasın?}
    Sözler – 70 Said nursi

  5. Bu tip adamların peşine düşenlerin derdi, dini doğru anlamak ve yaşamak değil, nefsani ve şeytani dürtüleriyle yaşayan sefih ekseriyete adapte olmaktır. Hem dindar takılalım, hem de nefsimiz ne istiyorsa onu yapalım, hiç bir şeyden geri kalmayalım, böyle hoca bozuntularının uydurma fetvalarıyla avunalım. Dert dava budur. Bu insanlara nasihat sökmez. Bunların bir çoğu da dindar aile çocuklarıdır maalesef. Babasına anasına akrabasına karşı bir savunma mekanizması olarak, siz yanlış anlamışsınız, İslamda böyle bir şey yokmuş falan diye diklenirler. Her haltı yer, kendilerini avuturlar.
    Derdi İslam olan zaten kendine çıkış yolu aramaz, nasıl daha iyi kul olurum derdinde olur. Bunlar hakiki ehli sünnet ve ehli tarik insanları enayi zannediyorlar ama gerçek enayinin kim olduğu pek yakında, yani ölüm meleği kapıya dayandığında görülecek lakin çok geç olacak.

  6. Bir gün Hazreti Ömer radıyallahu anh hem salavat getiriyor hem de ağlıyordu. Bunu gören Rasulullah aleyhissalatü vessellem: Ya Ömer hem salavat getiriyorsun hem de ağlıyorsun deyince Hazreti Ömer: Ya Rasullallah Ömer öyle biriydi ki kızını diri diri toprağa gömmekten çekinmeyecek kadar körelmişti. Şimdi bir karıncayı dahi incitemiyorum bu sizin sayenizde oldu nasıl size salavat getirmeyeyim dedi.
    Demek ki Rasulullah hayattayken dahi salavat söyleniyordu ve bunu Rasulullah aleyhissalatü vessellem de men etmemişti.

  7. Kuran’ı kendi varsayımlarına göre anlamaktan bahsediyorunuz. Allah benim tek başıma aklımın yetmeyeceği bir kitabı bana neden göndersin?
    Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..
    16 Nahl Suresi 89
    Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?
    6 Enam Suresi 114
    Ayetleri gibi birçok ayette Kuran’ın detaylı olduğu yazılıyken, Kuran’ı yeterli görmemek de sizin vicdanınıza kalmış.

    ADMİN: Bu söyledikleriniz, Kur’an’ı Kerim hakkında hiçbir bilginizin olmadığını gösteriyor. Kur’an öyle bir kitaptır ki,
    1- Kur’an bizzat kendisi “Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki bunlar Kitab’ın anası (temeli)dir. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar onu tevil ederler. Hâlbuki Onun te’vîlini Allah Teâlâ’dan başkası bilmez.” (Al-i İmran 7) Hani Kur’an aklınızla yorumlayacağınız herşeyi açık bir kitaptı? Bakın bizzat Kur’an ifadesiyle Allah’tan başka tevilini kimsenin bilmediği ayetler var. O halde bu bize gösteriyor ki, Kur’an herkesin istediği gibi yorum yapabileceği bir alan değil.
    2- Arapça inmiştir, hiçbir çeviri başka bir lisanın aslını yansıtamaz. Bu “aciz bırakan Kur’an” olunca daha açık ortaya çıkıyor.
    3- Kur’an’ın muhatap kitlesi Peygamberimiz ve ashabıdır. Bir çok ayet bir olay üzerine inmiştir, ayetin nasıl anlaşılacağını ve uygulanacağını da zaten Peygamberimiz ve ashabı göstermiştir. Bu sebeple hadisleri ve ashabın beyanlarını gözardı edenler ayete kendi görüşlerini yüklemekten başka bir iş yapmış olmazlar.
    4- Kur’an’da neshedilen ayetler vardır bunların bilinmesi icap eder
    5- Kur’an’da hüküm ayetleri vardır, bunların istisnaları vardır. Yine bu istisnaları Peygamberimiz haber vermiştir.
    6- Sahabeler arasında dahi Peygamberimizden ders alan müfessir sahabeler bulunur, onlara müracaat edilirdi.
    7- Bu maddeleri uzatmak mümkün, sözün kısası SİZİN bu iddialarınız İslam’ı yıkmak için gelen MÜSTEŞRİKlerin iddiaları ve Hindistan’da ortaya çıkıp İran’dan bize yayılan bir akım. Bu bile içine düştüğünüz durumun UYDURUK bir yol olduğunu gösteriyor.

  8. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kur’an-ı kerimi kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mek.Rabbani 234]

    Bir kimse, kendi görüşüne göre Kur’an-ı kerime mana verse, verdiği mana doğru olsa da, meşru yoldan çıkarmadığı için, hata etmiş olur. Verdiği mana yanlış ise kâfir olur. (Berika)

    Mezhepsizler, bu inceliği anlayamadıkları için, (Herkes Kur’an okumalı, dinini bundan kendi anlamalı, mezhep kitaplarını okumamalı) diyerek, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarının okunmasını yasak ediyorlar.

    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir.) [Nesai]
    Allah’ın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı dua, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
    (Bana bir salevat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir.) [İ.Ahmed] Übey bin Kâ‘b -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

    Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:

    “–Yâ Rasûlâllah! Ben Siz’e çok salevât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?” diye sordum.

    “–Dilediğin kadar.” buyurdular.

    “–Duâlarımın dörtte birini salevât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?” diye sordum.

    “–Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için iyi olur.” buyurdular.

    “–Öyleyse duâmın yarısını salevât-ı şerîfeye ayırayım!” dedim.

    “–Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular. Ben yine:

    “–Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?” diye sordum.

    “–İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için hayırlı olur.” buyurdular.

    “–Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde Sana salevât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?” deyince:

    “–O takdirde Allah Teâlâ, dünya ve âhirete âit bütün arzularını ihsân eyler ve günahlarını bağışlar!” buyurdular. (Tirmizî, Kıyâmet, 23/2457; Hâkim, II, 457/3578; Beyhakî, Şuab, III, 85/1418; Abdurrazzâk, II, 214) Herşey nasip meselesi;Yüce ALLAH Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi vesselam’ın şefaatlarine nail eylesin inşallah.Amin

  9. Bununla birlikte daha küçük yaslarda bile bu ayeti hatırlıyorum hic incelemeden dahi düz bir şekilde okudugumuzda peygamberimizi anmak ve ona Allahimizin ve meleklerin selam gönderdiği andiklari manasını cikarmistim.Daha ne soylenebilir bilmiyorum.

  10. Senelerden beri büyüklerimizden peygamber efendimize salavat getirildiğini öğrendik ve böyle biliyoruz hic mi mevlid i şerif dinlemediler hic mi ilahiler kasideler dinlemediler.Tasavvuf alimlerinin büyüklerinin kitaplarını okumadilar.Tasavvufu kaideye almıyorlar ki okusunlar.salavati biraz çeksinler nasıl huzur bulacaklar peygamberimiz kendisinin huzurunda ravza i mutahharada selam edenin selamini isitir alırım ve karşılık veririm diyor yanımda olmayanin ise selam gonderdiginde melekler bana ulaştırır diyor.Ve peygamberimizin kesinlikle ruhaniyetinin yaşadığına inanan biri olarak onu çok seviyoruz ve o sonsuz selatu selam olsun diyoruz ve salavati çekiyoruz.Ve eğer bu ilahiyatcilar selatu selam inanmıyorlar salavat getirmiyorlarsa başka bir şey demiyorum.Salat kelimesinden mi takılıyorlar yada inanmıyorlar mi selam göndermenin olduğuna anlamadik vaziyetlerini….

  11. Dr. Ayetullah İzmir

    Mehmet Okuyan ve onun gibilerin hayatlarında Kur’an’ın pratiklerinin yansımasını göremezsiniz, çünkü onlar samimi değiler. Kur’an’ın pratikteki karşılığı olan Hz. Peygamber(sav)’in karşsına çıkan Ebu Cehiller, Ebu Lehebler bu Ah…ların karşısına asla çıkmaz, bu münafıklar İslam davası uğruna iskence, zindan yaşamazlar, tehlikelere düşmezler, çünkü bunu hakkedecek bir kamet ortaya koyacak samimiyette değiller.

    Kur’an’ı Kerim bunlar için sözler yığını olmaktan öte birşey değil. Bunlarda cihat, şehadet fisebilillah gibi kavramlar da başka anlamlar geliyor.

    Çevremizdeki bazı gençlerin zihinlerini bulandırarak onların namazı terketmelerine ve küfrün kucağına düşmelerine sebep olduklarına şahit oldum.

    sabah namazlarında Yüce Rabbime yalvarıyorum “Allah’ım Mehmet Okuyan Münafığının dilini kurut, onu kahret, Ümmeti onun ve onun gibilerinin fitnesinden koru” diyor ve bunu defaaten tekrarlayarak Rabbimden yardım diliyorum. Tüm Muhammedi (sav) müslümanların bu duaya amin demelerini bekliyor, Ümmetin Kur’an ve Sünnet rehberliğinde yek vücut olacağı günlerin özlemiyle İhvanlar net teki kardeşlerimi selamlıyorum.

  12. Türedi tipler. Bilmem anlatabiliyor muyum.

  13. BİRİNCİ MESELE

    Sual: Salâvatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir?

    Elcevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma salâvat getirmek, tek başıyla bir tarik-i hakikattır. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir. Çünkü, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve saadetleriyle nasibedardır. Nihayetsiz istikbalde, ebedü’l-âbâdda, nihayetsiz ahvâle mâruz ümmetin, bütün saadetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki, nihayetsiz salâvata ihtiyaç göstermiştir.

    Hem Resul-i Ekrem hem abd, hem resul olduğundan, ubudiyet cihetiyle salât ister, risalet cihetiyle selâm ister ki: Ubudiyet halktan Hakka gider, mahbubiyet ve rahmete mazhar olur. Bunu es-salât ifade eder. Risalet Haktan halka bir elçiliktir ki, selâmet ve teslim ve memuriyetinin kabul ve vazifesinin icrâsına muvaffakıyet ister ki, selâm lâfzı onu ifade ediyor. Hem biz seyyidinâ lâfzıyla tabir ettiğimizden, diyoruz ki: Ya Rab! Yanımızda elçiniz ve dergâhınızda elçimiz olan reisimize merhamet et ki, bize sirayet etsin.

    اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ 1

    Bediüzzaman Said Nursi

  14. Hadiste destek kelimesini kullanarak yeniden yazalım:
    “Kim bana (insanlara tebliğ ettiğim din hakkında) bir defa destek olursa (benim yaptığımı devam ettirirse), bu sebeple Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder”
    Bence gayet güzel oldu, Allah Mehmet Okuyan’dan razı olsun

    ADMİN: 1- Allah, Kur’an’ı tahrif eden ve Peygamberine savaş açan kimseden razı olmaz.
    2- Cahilane yorum yapmayı hocanızdan öğrendiğiniz belli. Peygamberimiz başka hadisinde de “Cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salâtü selâm getirmeyen kimsedir.” buyuruyor. Yani sizin uydurduğunuz gibi manalar havada kalıyor. Keşke cesaret edip verdiğimiz linki de okusaydınız. Ama türedi tipleri saatlerce dinlerken hakkı araştırmak için iki dakika ayırmıyorsunuz.
    3- Sahabe, tabiin ve ümmet bu güne kadar böyle uyguladı, salat-ü selam okudu. Hocanız ve sizler yeni bir şey bulmuş gibi ortaya çıkıyorsunuz. Bu da açıkça demek oluyor ki “UYDURUYORSUNUZ”

  15. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    Rum bozması. ..

Zaman aşımına uğramış

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2015 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.