3 Yorum

Yorum Yap
  1. Bir asra yakın bir zamandan beri „Sarık“ sünneti unutturulduğundan Ebu Davud’un Sünen’inde geçen hadisleri ve bu hadislerle ilgili „Avnül’Mabud fi Sünen-i Ebi Davud“ isimli ,şerhinde geçen açıklamaları da kaydetmek suretiyle daha da açıklık kazandırmak yerinde olacaktır:
    1- Hz. Cabir’in rivayetine göre „Allah Resulü (s.a.v.) Mekke’nin fetih günü Mekke’ye girerken üzerinde siyah bir sarık vardı.“ şarih Muhammed şemsül-Hakk Abadi şu ilaveyi yapmakta: „Bu hadis, siyah sarık kullanmasının müstehab olduğunu göstermektedir.“ 2- Cafer b. Amr b. Hureys: „Ben Peygamber’i minber üzerinde, ucunu iki omuzu arasına sarkmış olduğu halde siyah sarıklı gördüm,“ demekte. Yine Şarih’in beyanına göre bu hadis-i şerif sarığın ucunun iki omuz arasına asılmasının müstehab olduğuna delalet etmektedir. 3- Rükane şöyle der: „Ben işittim Resulullah şöyle diyordu: Bizimle müşriklerin arasında fark, takkelerin üzerine sarık bağlamaktır.“ (Avnül Mabud fi Şerhi Sünen-i Ebu Davud)
    Ve Netice:
    1- Sarığın İslam’daki yeri: Sarık sünnettir. Sünniyyeti kavli, fiili ve takriri sünnetle sabittir. Sarık aynı zamanda şaairi İslam’dandır. Yani müslümanların alametlerinden biridir. Başka bir ifade ile, müslüman sarıklı olur. Keza sarıklı birini gördüğünüz zaman onun müslümanlığına hükmedersiniz ve „Bu müslümandır!“ dersiniz. Yanına rahatça yaklaşıp selam verebilir ve hal hatır sorarsınız ve yine çekinmeden yardım talebinde bulunur, gerektiğinde sormadan yardımınızı yapabilirsiniz ve bütün bunların üstünde ve ötesinde onu sever ve bağrınıza basarsınız.
    Müslümanın dört alameti: Batın, kurb-i batın, zahir, kurb-i zahir. Yani siz müslümanı bu dört alametiyle tanırsınız. Zira o, şehadet kelimelerini kalbiyle tasdik ederken, bunları diliyle de ikrar eder. Hal-i hayatında başındaki sarığıyla mü’min ve müslüman olduğunu bütün aleme ilan ederken, teneşire çıktığında da müslüman olduğunu, gerektiğinde sünnetli oluşuyla kendisini yolcu eden müslümanlara ve bu müslümanların başındaki imam efendiye lisan-ı haliyle de olsa „İşte bakın ben de müslümanım ve sünnetliyim, bineanaleyh, siz benim müslümanlığıma rahatlıkla şehadet edebilirsiniz. Zira kalbimde tasdik, dilimde ikrar, başımda sarıklı bir hayat yaşadığım gibi, sünnetli bir hayat sürdüm!“ diyerek geride bıraktığı arkadaşlarını selamlıyor…
    Unutulmuş Bir Sünneti İhya: Ve nihayet müslüman ve hele hele Hoca Efendi bilmeli ki, sarık bağlama Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Muhammed’in sünnet-i seniyye’si olduğu gibi sarıksız gezme de Allah düşmanı Beton Kemal’in sünnet-i seyyie’sidir.
    Taviz Yok: Müslümanlar, bir takım sebeb ve bahaneler ileri sürerek taviz verdiklerinden dolayı bir gün geldi bu mübarek kisveyi Allah ellerinden aldı ve artık kafirlere benzer hale geldiler; başlarından sarığı indirip, kafirler gibi ya gavur şapkasını giyer duruma düştüler ya da baş açık gezer hale geldiler. İkisi de kafirlerin adetidir. Müslümanlıkta ne o var ne de bu var. Bir müslümanın başaçık gezmesi şöyle dursun, gördüğünüz gibi sarıksız dolaşması ve hele hele baş açık namaz kılması mekruhtur. Sarıksız namaz kılması ise sünneti terketmenin ötesinde kat kat sevabın terkedilmesine sebebiyet verir. Ve hulasatülhulasa, diyebiliriz ki: Bugünkü müslümanlar şayet içine düşmüş oldukları zillet, esaret ve perişanlıktan kurtulup, Kur’an hâkimiyyetine ve şeriat devletine tekrar ulaşmak istiyorlarsa, İslamı bir bütün olarak yaşamalı ve bu arada erkekler sarıklı, kadınlar ise çarşaflı olmalıdırlar. Ve bu suretle, haberde varid olduğu gibi „Benim ümmetim külah üzerine sarık bağladığı müddetçe bozulmayacaktır,“ sırrına mazhar olmalıdırlar. Kaynaklar: Âlimlerimiz (Allah kendilerinden razı olsun) sarık mevzuunda çeşitli eserler te’lif etmişlerdir. Bunlardan bir kısmına işaret edelim:
    1- Celaleddin Es-Suyuti „El-ahadisül hisan fima verede fit-taylasan“
    2- Yine bu zatın „Tayyül-lisan an zemmittaylasan“
    3- Yine aynı zatın evab fil-azabe“
    4- Muhammed b. Yahya El-Buhari’nin „Risale fi faziletil-imame ve sünnetiha“
    5- Ebu Abdullah Muhammed b. El-Vaddab elEndülisi’nin „Kitab-ı fazl-i libas-i imame“
    6- Muhammed bin Sultan Muhammed b. ElKari’nin „Risale fi meseletil-İmame“
    7- Muhammed Hicazi b. Muhammed b. Abdullah el Vaiz’in „El-Varidul-Müste’zabe bi mesadiri’limame vel-azabe“
    8- Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el Mekkari’nin „Ezherül-kumame fi ahbaril-imame“ 9- Ebu Fazl Muhammed Ahmed „Tuhfetül-imame bi-ahkamil-imame“
    10- Şihabüddin Ahmed b. Muhammed el-Hafacı el-Efendi „Eş-Şimame fi sıfatıl-imame“
    11- Nasirüddin Muhammed b. Ebi Bekr Ali b. Ebi Şerif el, Makdisi’nin „Sevbül-gımame fi irsal-i tarafil-imame“
    12- İbn-i Hacer el-Heytemi el-Mekki „Kitabüddarril-gımame fi ahbarit-taylasan vel-azabe velimame“
    13- Alvan el-Amevi „Manzumetil-kelam alalimame“

  2. Ismail Kilicarslan in su yazisinin okunmasini tavsiye ediyorum. Lütfen okuduktan sonra kendinize sorun su zamanda sarik falan filan ile ugrasmali miyiz.

    1. Al-i İmran Suresi 31’de Allahı sevmenin alametini ve Allahın da seni sevmesinin şartını beyan eden ayet Resulüllaha her yönde tabi olmayı beyan eder. Şu zamanı bu zamanı yoktur bunun. Belki de bunlara dikkat etmediğimiz için “şu zamanı” yaşıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2018 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.