BİZ SIRAMIZI SAVDIK

 

  Ahmed İbn-i Kemal Osmanlı âlim ve velîlerinin en meşhûrlarından. Büyük devlet ve ilim adamı. Asıl ismi Ahmed Şemseddîn’dir. Dedesi Kemâl Paşaya nisbetle “İbn-i Kemâl” veya “Kemâl Paşazâde” diye tanınmıştır.

   Ahmed İbn-i Kemal hazretlerinin herkese öğüt ve nasîhat niteliğinde darb-ı mesel hâlini almış kıt’a ve beyitleri vardır.

“Kısmetindir gezdiren yer yer seni,
Arş’a çıksan, âkıbet yer yer seni.

Her ki gayrın yolunda kazdı kuyu,
Kendi düştü kuyuya yüzü koyu.”

“Hemişe çok yanılır söyleyen çok
Ki söyler bulduğun dilde kemik yok.”

“Kıl iyilik suya at, bile balık
Balık bilmezse bilir anı Halık.”

“Ululuk kişiye Hak’tan atadur,
Küçük görmek uluları hatâdur.”

“Sakla kurt enciğin derin oysun,
Besle kargayı gözlerin oysun.”

“Kişinün kadri eldeyken bilinmez,
Yerinde gevhere rağbet kılınmaz.”

“Kuru yaş ile âdem baş olmaz,
Kişiden iş sorulur yaş sorulmaz.”

Duyup savt-i ilâhîden sehergâh
Sadâ-yı âyet-i tûlû ilâllah
Uyup bilmezleriyle nefs-i şâma
Hatâlar itmişüz estagfirullah

dörtlüğü ise tövbe husûsunda söylenmiştir.

BİZ SIRAMIZI SAVDIK
   Yavuz Sultan Selîm Han Mısır’ı tamâmiyle Osmanlı mülkü yaptıktan sonra, bir müddet daha idârî teşkilâtı yerleştirmek üzere, burada kaldı. Bu sırada devlet adamları ve askerler asıl vatanları Anadolu’ya, diyâr-ı Rum’a hasret kalıp dönmeyi arzu etmişlerdi. Fakat bu arzularını
âdişâha söyleyememişlerdi. İleri gelenlerden bâzıları, İbn-i Kemâl Paşaya durumu anlattılar. Çünkü Yavuz Sultan Selîm Han onu çok severdi.
   Ona dediler ki: “Ne zamâna kadar bu diyâr-ı gurbette hasret çekeceğiz? Bu durumu Pâdişâh hazretlerine bir arz edip, gitmeye meylettiremez misiniz?”
   Bir gün Ahmed ibni Kemâl, Yavuz Sultan Selîm Han ile gezintiye çıktılar. Konuşmalar arasında Pâdişâh; “Ortalıkta ne sözler var, durum nasıl?” diye sordu. Kemâl Paşazâde bu soruyu fırsat bilip derhal konuyu ele aldı ve dedi ki: “Pâdişâhım! Yolda gelirken askerlerin Nil’de davarlarını suluyorlardı. O askerlerden birinin şu türküyü söylediğini duydum.

“Nemüz kaldı bizüm mülk-i Arab’da,
Nice bir dururuz Şâm ü Haleb’de,
Cihan halkı kamu ayş ü tarabda,
Gel ahî gidelüm Rûm illerine.”

   (Nemiz kaldı bizim bu Arab diyarında, Şam’da ve Haleb’de niçin dururuz? Cihan halkı hep şenlik içinde yaşamakta, gel kardeş, Rum diyarına, Anadolu’ya gidelim.)

   Bu şiir, Yavuz Sultan Selîm Hanın çok hoşuna gidip; “Bundan sonra burada durmamızı gerektiren işler de kalmadı, döneriz.” diyerek, İstanbul’a döneceğini bildirdi. Bundan bir gün sonra, Yavuz Sultan Selîm Hana Kâbe’nin anahtarı ve diğer mukaddes emânetler teslim edildi ve İstanbul’a dönmek için ordusuyla yola çıktı. Yolculukta bir sohbet sırasında söz Ahmed ibni Kemâl hazretlerinin hocası Molla Lütfi’den ve onun öldürülme sebebinden açılmıştı. Yavuz Sultan Selîm Han, ona:
   “Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş. İlmi, irfânı yüksek, değerli, dört başı mâmur bir ilim adamı iken katline sebeb ne oldu.” diye sordu. Kemâl Paşazâde:
   “Hocam hased-i akrân belâsına uğradı. Tam bir âlim, kâmil, müteheccid (gece uyanıp namaz kılan), sâlih, dindâr bir kişi iken, düşmanı çoğalıp hased ettiler ve katline sebeb oldular.” dedi. Bu habere fevkalâde üzülen Sultan:
   “Molla Lütfi ilminin ve vakarının yanında şaka yapmayı çok seven biri imiş. Bâzan öyle şakalar yaparmış ki, işitenler şaka değil, gerçek zannederlermiş. Siz de üstadınız gibi öyle şakalar yapmaz mısınız ki gerçek zannedilsin?” deyince, İbn-i Kemâl hazretleri hemen şu
cevabı verdi:
   “Biz geçen gün sıramızı savdık. Şimdi sıra Pâdişâhımız hazretlerindedir.” Bu söz üzerine bir müddet düşünen Yavuz Sultan Selîm:
  “Yoksa o geçenki gün yeniçeriler ağzından söylenen kıt’a da öyle bir şaka mıydı? Yeniçeriler ağzından söylenen o sözler sizin sözünüz müydü?” diye sorunca da İbn-i Kemâl:
   “Evet, doğrusu Pâdişâhımızın buyurdukları gibidir.” dedi. O espiriyi çok beğenen Pâdişâh, İbn-i Kemâl hazretlerine ihsânlarda bulundu.
PAYLAŞ