Haya (Utanma) hakkında ayet hadis ve kıssalar

AYET-İ KERİMELER
  Ankebut/45. (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
 
   Ahzab/ 53. Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.
 
   Nur/ 30. (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
 
   Nur/31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler…
 
   Kasas/ 25. Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi: Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor. Musa, ona (Hz. Şuayb’a) gelip başından geçeni anlatınca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi.
 
HADİS-İ ŞERİF
   * İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah’tan hakkııyla hayâ edin!” buyurdular. Biz:  “Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” dedik. Arıcak O, şu açıklamayı yaptı.: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah’tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur. ”    
 
   * Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı hayadır.”
 
   * Hazreti Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiğn şeyi güzelleştirir.” 
 
   * Hazreti Enes ve İbnu Abbâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Her dinin (kendine has temel) bir huyu vardır. İslâm’ın bu huyu, hayadır.”  
 
   * Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Haya imandandır. İman (sahibi) ise cennettedir. Hayasızlık (ve bundan kaynaklanan kabalıklar, çirkin ve kırıcı sözler) cefa (eziyet, zulüm, haksızlık)dan bir parçadır. Cefa (eden de) cehennemdedir.” 
 
   * Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Muhterem salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Îmân altmış bu kadar şu’bedir. Hayâ da îmânın bir şu’besidir.
 
   *  (Abdu’llâh) b. Ömer radiya’llâhu anhümâ’dan: Şöyle demiştir: Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem (bir gün) Ensâr’dan bir kimsenin yanından geçiyordu. Ensârî, kardeşini hayâdan menediyordu. Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem: “Ona ilişme. Hayâ îmândandır.” buyurdu.
 
   * Ebû Vâkıd-ı Leysî radiya’llâhu anh’den: Şöyle demiştir: (Bir gün) Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem huzûrunda Ashâb’ı olduğu halde Mescidinde otururken karşıdan üç kişi geldi. İkisi Nebiyy-i Ekrem salla’llâhu aleyhi ve sellem’e doğru teveccüh etti, birisi de gitti. -Râvî der ki: Bu iki kimse huzûr-ı Risâlet-Penâhî’de dur(up selâm ver)du. Ve bir tânesi (bilâhare) halkada bir aralık bularak oracıkta oturdu. Diğeri ise hâzırûnun arkasında oturdu. Üçüncüye gelince arkasını dönüp savuştu.
Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem (meşgûl olduğu kelâmdan) fâriğ olunca buyurdu ki: “İsterseniz bu üç kişinin hâlini size haber vereyim. İçlerinden biri Allâh’a sığındı, Allâh da onu barındırdı. Diğeri (sıkıntı vermekten) utandı, Allâh da ondan hayâ etti. Öteki ise (bu meclisten) yüz çevirdi, Allâh da ondan yüz çevirdi.”
 
  * Yine Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla’llâhu aleyhi ve sellem Buyurdu ki: Benî İsrâîl çıplak ve biribirine baka baka yıkanırlardı. Mûsâ (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ise (kemâl-i hayâsından) yalnızca yıkanırdı. Benî İsrâîl: “Vallâhi Mûsâ’yı bizimle berâber yıkanmaktan men’ eden şey (mutlakâ) debbe, yâni kasığı çıkık olmasıdır.” der (ve bu guftugû ile zât-ı celîl-i Risâlet-Penâhına ezâ eder)lerdi. (Mûsâ salla’llâhu aleyhi ve sellem) bir def’a yıkanmağa gitti.
   Elbisesini de bir taşın üstüne koydu. Taş, elbisesini alıp kaçtı. Mûsâ (aleyhi’s-selâm): “Aman taş, rubamı! Aman taş, rubamı!” diyerek (ve alabildiğine koşarak) arkasına düştü. Benî İsrâîl onu (bu halde) görüp de: “Vallâhi Mûsâ’da bir kusur yokmuş.” deyinceye kadar (ardınca gitti). (Ondan sonra Musâ aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) elbisesini alıp taşı döğmeye başladı.- Ebû Hüreyre (radiya’llâhu anh) der ki: Vallâhi o taşta dayaktan hâlâ altı, yâhud yedi bere izi kalmıştır.
 
  * Ebû Saîd-i Hudrî radiya’llahu anh’den:”Nebî salla’llahu aleyhi ve sellem hayâ cihetiyle kendi köşesinde oturan bâkir kızdan daha çok utangaçdı” dediği rivâyet olunmuştur.
 
   * ‘İmrân İbn-i Husayn radiya’llahu anh’den Nebî Salla’llahu aleyhi ve sellem: “Hayâ’ ancak hayır getirir” buyurdu, dediği rivâyet olunmuştur.
 
   Çekingenlik ve utanma da demek olan hayâ; sofiye ıstılahında, Allah korkusu, Allah mehâfeti ve Allah mehâbetiyle O’nun istemediği şeylerden çekinmek ma’nâsına gelir. Böyle bir hissin, insan tabiatında bulunan hayâ duygusuna dayanması, şahsı, edep ve saygı mevzuunda daha temkinli, daha tutarlı kılar. Temelde böyle bir hissi bulunmayan veya yetiştiği çevre itibariyle onu yitiren şahıslarda hayâ duygusunu geliştirmek zor olsa gerek.
 
   Resulullah Efendimiz’in buyurduğu üzere:”Haya imandandır.” İmanı olmayandan haya, ar, utanma beklenemez.İmansız bir insandan her yerde her türlü davranış beklenebilir.İman ile haya bir bütündür, eğer ortada bir haysızlık varsa imanın problemli olduğunu söyleyebiliriz.Çünkü insanın imanı ne kadar kuvvetli olursa o kadar hisseder, ne kadar hissederse o kadar haya eder.
 
ALLAH’TAN UTANDIĞIM İÇİN
   Ma’ruf-u Kerhi’nin dayası şehrin valisi idi. Bir gün Maruf-u Kerhi’nin çekilmiş bir yerde ekmek yediğini görüp yanına yaklaştı. Baktı ki, Marus Hazretlerinin yanında bir de köpek var. Beraber yiyorlar.
   “Ya Maruf! Böyle yemek yemeğe utanmıyor musun?” dedi. Maruf Hazretleri:
   “Haklısın dayı utanmak lazım. Ben de utandığım için böyle yapıyorum,” dedi. O anda bir kuş gelip Maruf’u Kerhi hazretlerinin önünde başını önüne eğerek durdu. Ma’ruf’un dayısı kuşun neden böyle yaptığını sordu. Maruf Hazretleri:
   “Dayı sen utanmıyor musun? Dedin ya… işte ben Allah’tan utandığım için kuş da benden utanıyor ve başını gizliyor,” buyurdu.
   Dayısı bu sözleri hazretten duyduktan sonra utanıp özür diledi ve çekip gitti.
 
BESMELE
   Bişr-i Hafi. Evliyânın büyüklerinden. Genç. Günah çukuruna düşmüş yuvarlanıyor yuvarlandıkça batıyor…
   Bir gün Gecesini içki masalarında sabahladığı bir gecenin günü. Sarhoş. Evinin yolunu tutturmuş, gidiyor, gitmeye çalışıyor. Yürüyor. O da ne? Bir kağıt, üstünde Besmele yazılı bir kağıt. İçi cız ediyor. Eğiliyor. Çamurların içinden Besmele yazılı kağıdı alıyor. Hiç Allah’ın ismi yerde olur mu, çamurlar içinde olur mu, bin bir düşünce bin bir ah ediş. Kağıdı öpüyor, çamurlarını siliyor, temizliyor, evine götürüyor, güzel kokulara sürüyor ve evinin en güzel yerine asıyor.
   O gece âlim bir zât bir rüyâ görür. Rüyâda,” Git, Bişr’e söyle! İsmimi temizlediği gibi onu temizlerim. İsmimi büyük tuttuğu gibi büyültürüm. İsmimi güzel kokulu yaptığı gibi, onu güzel ederim. İzzetime yemin ederim ki, onun ismini dünyada ve âhirette temiz ve güzel eylerim” denildi.
   Bu rüyâ, üç defa tekrar etti. Rüyâ gören kimse, sabah olunca, Bisr-i Hafi’yi arayıp meyhanede buldu. Mühim haberim var diye içeriden çağırdı. Bisr geldiğinde, gelen zâta dedi ki:
-Kimden haber vereceksin?
-Sana Allahu telâdan haber vereceğim. Bunu duyan Bisr, ağlamaya başladı ve sordu:
-Bana kızıyor mu, şiddetli azap mi yapacak? Rüyâyı sonuna kadar dinleyince arkadaşlarına dönüp söyle söyledi:
-Ey arkadaşlarım! Beni çağırdılar, bundan sonra bir daha beni buralarda göremeyeceksiniz.
   O zâtin yanında hemen tövbe etti. Bu anda ayağında ayakkabı bulunmadığı için, hiç ayakkabı giymedi. Sebebini soranlara,”Söz verdiğim zaman yalın ayaktım, şimdi giymeğe hayâ ederim” derdi.
   Ayakkabı giymediği için kendisine ”Hafi” (yalınayak)denilmiştir.
 
   Müminler Allah’ı görüyormuş gibi ‘haya’ lı olmalıdırlar.Biz Allah’ı göremiyorsak da O’nun bizi gördüğünün farkında olmamız lazımdır.İşte buda iman ile alakalıdır.
 
   Bazı Allah dostlarının hayatı boyunca ayaklarını uzatmadığını hatta uyumasını bile oturarak yaptığını biliyoruz.Bizde en azından aşırılığa gitmeyelim, Rabbimizin gördüğünü ve etrafımızda meleklerin olduğu bilinci ile hareket edelim.
PAYLAŞ