İhsan Şenocak'ın kaleminden Erbakan

ERBAKAN HOCA
   O, savaşın sonuna doğru ufukta görünen ve muharebenin seyrini değiştiren İslam süvarisiydi. Elindeki hakikat mızrağıyla inkar bendlerini yara yara ilerledi. Medeniyet sarayımızın kapısına vurulan mührü ilk o kırdı. İlk o girdi mukaddesatımızın defnedildiği odaya. İlk onun sesi geldi: “Her şey Allah’ın vaat ettiği gibi… Medeniyet ölmedi, ölmeyecek de, eğer hazırsanız kölelikten kulluğa yürüyüş destanını yeniden başlatıyoruz.” dedi.
   Yıllar sonra hayatın içinde ilk o açtı Mushaf-ı Şerif ’i ve ilk o okudu cihad ayetlerini. Damar damar, tabaka tabaka Anadolu’ya iman ve umut taşıdı. Gölgesi coğrafyamızın tamamına düşen azametli
bir dağ gibiydi. Gazze’ye, Arakan’a cesaret muştulayan bir dağ.

   Güneş görmeyen bitkiler gibi mahzenlerde büyüyen Muhammedlere, Zeyneplere evliya nefeslerinden nurlar taşıdı. Devrim yobazlarının kirlettiği alınları Allah Resulü’ne teslimiyetle aydınlattı. Onun haritasında Buhara, Şam, Bağdat ve İstanbul aynı ülkenin şehirleriydi. Ulu Hocalar, “Kumandan bu olmalı” dedi.

   Anadolu’nun muazzez evlatları da ardına düşüp, “İşte fetih ordusu, işte kumandan” diyerek yürüdü. Allah’a inanmanın ve her şeyi yalnız ondan beklemenin ders olarak okutulduğu iman ve umut ocaklarını yeniden o açtı. Ulu Hocaların söyleyemediğini -onlar adına- o söyledi. Yüzyılın en onurlu konuşmalarını o yaptı. Dev dalgalara karşı kollarını gerdiğinde yanında birkaç kişi vardı fakat tereddüt etmedi. “Allah Azze ve Celle imanımıza göre imkanlar yaratacaktır.”, dedi.

   Abdulhamid’ten sonra siyaset kürsülerinde küresel güçlere, “Haddinizi bilin.” dediğinde marka Müslümanlarının yürekleri ağızlarına geldi. Ahiretle tehdit edildiğinde, “Ölümü düğün gecesi olarak görene ölüm ne yapabilir ki?” diye karşılık verdi. Ümmetin yıkıldığı her cepheye ilk o koştu. Allah’tan bahsetmenin yasak olduğunu bir yazıyla bütün bir Anadolu’ya bildiren başvekâlette, yıllar sonra bir başvekil olarak ilk toplantısına, “Allah’ın adıyla” başladı. Saman pazarında asılan bütün Ulucanlar adına bir Ramazan günü ulu hocaları başvekâlette bir iftar sofrasında ağırlayarak devlet namına onlara iade-i itibarda bulundu.

   İslam’ın devlet nazariyesini, “Baş Yücelik” başlığı altında Üstad Necip Fazıl telif etti o da siyasi hayata taşıdı. Kendisiyle birlikte yürüyenlere şeref verdi. Çağın Ebû Cehillerine İslam’ın izzetiyle karşı koydu. Yoruldu, yıkıldı fakat nefesi durana kadar cihad meydanından çekilmedi. Bir Şubat günü o durunca zaman da durdu. Gökler sevindi. Bosna, Kahire, Şam, Bağdat, Doğu Türkistan ağladı. Çad’da çobanların, Gazze’de mücahitlerinin, Çeçenya’da Kafkas kartallarının gözleri doldu. Göklerin kapısı açıldı ve yarım asır küfre karşı direnen süvari geride bir kabir, hafızalarda silinmez izler, yüz binlerce talebe ve bir halef bırakarak sonsuza gitti.

İhsan Şenocak
PAYLAŞ