Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkçemizi dünya dili haline getirmeliyiz

‘BU TOPRAKLARA TÜRK İSLAM MÜHRÜ VARAN ASIL MÜESSESE DERGAHLARDIR’

Yunus Emre ve Türkçe yılı kapsamında ‘Bizim Yunus’ ve ‘Dünya Dili Türkçe’ temalarıyla Cumhurbaşkanlığı himayesinde birçok etkinlik düzenleyeceklerini belirten Erdoğan, bu etkinliklerle Yunus Emre’yi bir kez daha yad ederken onun mesajlarını tüm insanlığa ulaştırmaya çalışacaklarını da dile getirdi. Erdoğan, “Yunus’u, Mevlana’yı, Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, velhasıl 780 bin kilometre kare vatan toprağını sevgiyle aşkla kardeşlikle yoğuran her bir gönül sultanımızı yüreklere nakşedeceğiz. 1071 Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından ecdadımızın bu topraklarda inşa ettiği camiler, medreseler, kütüphaneler, çeşmeler, köprüler, çarşılar, hanlar ve kervansaraylar Anadolu’ya yepyeni bir kimlik kazandırmıştır. Bütün bu eserlerin yanı sıra Türk İslam mührünü bu topraklara vuran asıl müessese dergahlar olmuştur. Hoca Ahmet Yesevi’den aldıkları destur ile Türkistan’dan Anadolu’ya hicret eden dervişler bu yeni vatanın dört bir yanında dergahlar kurdular. İlerleyen zaman içinde Hacı Bayram Veli, Aziz Mahmut Hüdayi, Şeyh Şaban-ı Veli gibi nice hak aşığını yetiştiren bu dergahlar sevgi merhamet ve kardeşlik ikliminin bütün Anadolu’yu kuşatmasını sağladı. Bir taraftan gaziler eliyle şehirleri fetheden ecdadımız, diğer taraftan ilim irfan ve hikmet ehli bilgiler marifetiyle gönüller kazandı. Fütuhat ile fütüvvetin el ele kök saldığı bu geniş coğrafyada dünya tarihinin akışını değiştiren büyük bir medeniyet atılımı gerçekleşti. Asırlardır dilden dile aktarılan şiirleriyle, gönüllerimizde taht kuran Yunus Emre de bu dergahlardan birinde yetişmiş Aşık Yunus olmuştur” diye konuştu.

‘YUNUS EMRE BİZİM İLLERE BİR KÖPRÜDÜR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunus Emre’nin Tapduk Emre Hazretlerinin dergahında bir insan-ı kamil olarak yetiştiğini ve bu ocakta 40 yıl boyunca yavaş yavaş piştikten sonra ebediyeti kazanma, rızaya erme, teslimiyete varma hayata ve mahlukata aşk nazarıyla bakma yolunun mihmandarı olduğunu söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aşık Yunus da İslam’da tecelli eden bütün güzellikleri aşk imbiğinden geçirerek şiirlere, ilahilere, kelimelere döktü. Vefatının üzerinde tam 7 asır geçmesine rağmen Yunus Emre’yi her dem taze tutan sır işte bu aşktır. Mecnuna çölleri aştıran, Ferhat’a dağları deldiren, pervaneyi ateşe atan, bülbülü ağlatan, neyi inleten de yine aynı aşktır. O aşk ki Alparslan’ı Anadolu’nun, Selahaddin-i Eyyübi’yi Kudüs’ün, Sultan Fatih’i İstanbul’un yollarına düşürmüştür. O aşk ki Hazreti Mevlana’ya ‘Hamdım, piştim, yandım’ dedirtmiştir. O aşk ki İbrahim Ethem’e tacını ve tahtını terk ettirmiştir. İşte bunun için ulema ‘İnsanı insan yapan öz yaradılışındaki aşk cevheridir’ demiştir. Aşk odunda pişirdiği şiirleri, ilahileri ve sözleriyle Yunus Emre de aşk medeniyetinin bayraktarı olmuştur. Yunus Emre, Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş’a bizim illere bir köprüdür. Anadolu’daki 700 yıllık varlığımızı temsil eden gönül eridir. Bir büyük mürşit, bir derin mütefekkirdir, bütün kinlerin, nefretlerin, ihtirasların dışında sevelim sevilelim diyen yüce bir gönüldür. 72 millete bir göz ile bakabilmeyi öneren vicdani bir duruştur.”

‘VATANI ÖNCE DİL SONRA ORDU BEKLER’

Yunus Emre’nin aynı zamanda Türkçenin mimarı olduğunu ifade eden Erdoğan şöyle konuştu: “O Türkistan’da Ahmet Yesevi ve dervişlerinin hikmetleriyle başlayan çığırı Anadolu’da daha da geliştirmiştir. O Türkçenin aşk ve mana dili olmasını sağlamıştır. Onun bize bıraktığı en büyük miras, her bir dizesinin kelime kelime, her bir kelimesinin hece hece, her bir hecesinin harf harf saçaklanarak 700 yıllık tarihimizi bizim kılan Türkçemizdir. Türkçe dilimiz, kimliğimizdir, asırlara sari kültürümüzün taşıyıcısıdır. Dilini kaybeden bir millet hafızasını kaybeder, benliğini kaybeder, hatta inancını kaybeder. Ana dilleriyle bağları zayıflayan toplumların zamanla sürüleşmesi, sömürgeleşmesi, kimliksiz hale gelmesi kaçınılmazdır. Gerek dünya tarihine gerekse Türk tarihine baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz. Avrupa kıtasındaki soydaş toplulukların önemli bir bölümünün dilleriyle bağları kopunca nasıl Slavlaştıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde Afrika’da sömürgecilerin işgal ettikleri yerlerde insanların inançlarıyla beraber dillerini de hedef aldıklarına şahit oluyoruz. Unutmayınız, vatanı önce dil sonra ordu bekler. Bunun için Türkçemize çok sıkı sahip çıkmalıyız. Sadece kendimiz sahip çıkmakla kalmamalı, Türkçemizi dünya dili haline getirmeliyiz.”

‘BU ÇÜRÜMEYE DUR DEMEK MECBURİYETİNDEYİZ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 12 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada 250 milyonu tek millet, tek yürek, tek bilek yapan Türkçenin dünyada en çok konuşulan 5’inci büyük dil olduğunu, günümüzde 35 ayrı ülkede ya ana dil ya ikinci dil yahut yabancı dil olarak Türkçe ile anlaşılabildiğini dile getirdi. Vatanları, bayrakları, devletleri ayrı olan yüzlerce milyon insanı aynı gönül paydasında buluşturanın Türkçe olduğunun altını çizen Erdoğan, “Üzülerek ifade etmek isterim ki bugün dilimizde bir çoraklaşma sürecini yaşıyoruz. Yabancı dile verilen önem maalesef Türkçemizi gölgede bırakıyor. Hatta kimi yerlerde yabancı dille eğitim Türkçe eğitimin önüne geçiyor. Kimi üniversitelerde öğrencilerimiz bırakınız Yunusları, Fuzulileri, Emrahları, Reşat Nurileri, Refik Halitleri, Peyami Safa veya Tanpınarları bile okumadan, hatta adını duymadan diploma alabiliyor. Bunun yanında gazetecilerimizden akademisyenlerimize kadar okumuş yazmış insanlarımızın bir bölümü Türkçeye yeterince özen göstermiyor.

Özellikle sosyal medya dili gençlerimiz arasında geçerli bir yazı diline, iletişim diline dönüşüyor. Anlamsız kısaltmalar, aralara serpiştirilen yabancı kelimeler, bozuk cümleler, saçma ifadeler günden güne sıradan hale geliyor. Tabelalarda yazışmalarda ve konuşmalarda şahit olduğumuz yabancı kelime kullanma hastalığı artık geleceğimizi tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. İşte Kızılay Meydanı’ndan şöyle aşağı doğru inin, bütün dükkanların tabelaları adeta bizim dilimizi tehdit ediyor. İstanbul’un da öyle, her yerin de öyle. Dilimizi kısırlaştıran, nesiller arasındaki iletişimi yok eden, Türkçeden ziyade nevzuhur bir kuş dilini andıran bu çürümeye dur demek mecburiyetindeyiz” açıklamasında bulundu.

DHA

PAYLAŞ

1 YORUM

  1. Avatar

    Kur’an harfleriyle okuma ve yazmayı öğrenecek, dinimize, dilimize, tarih ve kültürümüze hiç de münasip olmayan, yakından ve uzaktan alakası bulunmayan latin harflerini ve bu harflerle okuma ve yazmayı kaldıracak ve tarihin çöplüğüne atacaktır.
    Böyle bir yola gitmenin kaçınılmaz fayda ve sebepleri arasında önemli bir kaçına işaret edelim:
    1- Kolaylık sağlama:
    Bir alfabe ile okuma ve yazmanın, iki alfabeyle okuma ve yazmadan daha kolay olduğunu kim inkâr edebilir? Siz bir taraftan latin harfleriyle okuma-yazmayı öğreneceksiniz bir taraftan da, müslüman olmanız hasebiyle Kur’an harfleriyle okuma ve yazmayı öğreneceksiniz. Bir taşla iki kuşu vurma yerine iki taşla iki kuşu vurma yoluna gitme zaman israfına sebep olmanın ötesinde ahmakça bir harekettir.
    2- Kur’an harfleri İslam âlemi ve fertleri arasında müşterektir:
    Harf ve yazı yönünden de birbirlerini yakından tanımalarına, yaklaşmalarına ve münasebetlerini daha kolayca yürütmelerine vesiledir. Bugün dahi Arap milletlerinin dışındaki müslüman milletler okuma yazmalarını bu harflerle eda ettikleri gibi resmî dilleri de ve resmî yazışmaları da bu harflerle icra edilmektedir. Bir Pakistan’ı, bir Afganistan’ı, bir İran’ı ve benzeri bir çok miletleri düşünün. İslamiyyet’i kabullendikten sonra okuma ve yazmalarını Kur’an harflerine çevirmiş ve bugüne kadar gelmişlerdir. Bundan böyle de devam edeceklerdir.
    Çünkü bunlar biliyor ve inanıyorlar ki, harf inkilabı yapma demek, o milletin tarihiyle, kültürüyle ilgisini kesmek demektir. Bu ise, o millete en büyük ihanet ve hiyanettir. Teşbih ve tabir caizse, yeni nesille eski nesiller arasında bir uçurum meydana getirip kurumaya ve nihayet yabancı milletlerin potasında erimeye terketmektir.
    3- Kaynaklardan mahrum etme:
    Müslüman milletler, tarihî kaynaklara ve ilim hazinelerine sahiptirler. Bu kaynak ve hazinelerden yeni nesillerin faydalanması, feyz ve cesaret alması, ñahsiyet ve şerefini koruması, Kur’an harflerini okumasına ve yazmasına bağlıdır. Siz bir harf inkilabı yaparsanız, yeni nesil ile bu kaynak ve bu hazineler arasına bir set çekmiş olursunuz ve dolayısıyla yeni nesillere en büyük ihanet ve hiyaneti yapmış olursunuz.
    4- Hedef İslam’ı yok etmektir:
    İşte Türkiye’de öyle olmuştur; Mustafa Kemal putunun bu millete yaptığı en büyük ihanet ve hiyanetlerden biri de harf inkilabıdır.
    Bidayette ilim ve münazara yoluyla müslümanları mağlup edip İslam’ı yok etmeye muvaffak olamayan İslam düşmanları, haçlı seferleri tertib ettiler. Bu yolla da başarıya ulaşamayan düşmanlar, bu sefer sinsi ve munafıkâne bir metod takip ettiler, kaleyi içinden fethetmek üzere dıştaki propaganda ve neşriyatlarıyla, içteki ajanları vasıtasıyla çalışa çalışa İslam’a düşman, müslümana düşman, ama küfre ve kâfire dost bir güruh meydana getirdiler. Yazılar yazıldı, temaslar kuruldu, sahneler hazırlandı ve bu suretle fiilî harekete geçmenin ve icraata başlamanın zamanı geldi. Ve o güruhtan biri olan M. K. putu gündeme getirildi.