Demokrasi Değil İslam Nizamı

Demokrasinin Yunanca δημοκρατία (dēmokratía) sözcüğünden geldiği, halk idaresi anlamında olduğu malumumuz.(Dêmos:halk+ kratos:güç) ἀριστοκρατία(aristokratia) -aristokrasiye-yani elitlerin idaresine zıt bir anlayış anlamını barındırdığı da bilinen bir şey. Gerek kökeni itibarıyla gerek ihtiva ettiği manalar açısından ve gerekse uygulanış keyfiyetinden İslâm ile bağdaşmadığı bilinmesi gerekenler arasında. Bu yazıda üzerinde durmak istediğimiz husus demokrasinin hangi yönleriyle İslam’a zıt olduğunu ortaya koymak değil. Belki bir noktaya temas etmekle yetineceğiz.

Cinayet ve hırsızlık gibi bir takım haberleri duyduğumuzda adalet arayışına giriyoruz hep birlikte. Ve bunu ifade ederken de ülkede demokrasinin tam anlamıyla uygulanmadığını ve bütün bu arızaların bundan kaynaklandığını dillendiriyor bazılarımız. Oysaki demokrasi denen şeyin temelinde adaletsizlik yatar. Zira çoğunluğun azınlığa hükmetmesi ve çok olan tarafın tercihinin uygulamaya konulması demokrasinin bir gereğidir.

Oysa Kur’an-ı Hakim çoğunluğun hiçbir zaman ölçü olamayacağını hatta yeryüzündeki çoğunluğa uymanın bizi doğru yoldan saptıracağını bildirmektedir. [1] Beri tarafta cihad farz kılındığında azların savaşa gittiğini, [2]azların imtihanı kazandığını, [3] nice az toplulukların çok topluluklara galip geldiğini, [4] şükreden kulların az olduğunu, [5] işlerinde ortaklık yapan kişilerden az kimselerin bu ortaklığı düzgün sürdürebildiğini[6]haber vererek “az” larda çok meziyetlerin olduğunu ortaya koyan yine Kur’an-ı Hakimdir. O halde meseleye İslami veçheden bakarsak çokluğun her zaman hakkın ölçüsü olamayacağını görürüz.

İslam’a göre bir şeyin hakikat olması hakkın mizanında tartılmasıyla ortaya çıkar. Bu ölçüye uygun olan şey velev ki bir kişi tarafından dahi savunuluyor olsa da yine haktır. Bu ölçüye uymayan ise tüm insanlığın savunduğu şey olsa bile batıldır. Dolayısıyla hak, hakikat, adalet gibi kavramlar İslam’ın nazarında tamamen vahye, akla, fıtrata uygun olmasıyla zeminine oturmuş olur. Sayıca az olduğu için temsili olmayan, hakkı zayi edilen azınlık İslam’a göre mazlumdur. “Çok”, çok olmasından hareketle “az”ın hakkını perdeleyemez. Velev ki bir kişi dahi olsa azınlığın hakkı bâkidir ve başkalarına haramdır.

Bunu bir ayet-i kerime üzerinden örneklendirmemiz mümkündür.

Kur’an-ı Kerim’de Davud (aleyhisselam) ve Süleyman(aleyhisselam)’ın bir muhâkemesinden bahsedilir. İlgili âyet-i kerimeleri görelim: “(Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanmışlardı. Davud’un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. “Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster” dediler. (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken “Onu da bana ver” dedi ve tartışmada beni yendi.” [7]

Hadise açık ve net. Adam çoğunluğun hakim olmasını isteyerek doksan dokuz koyunu olan kendisinin geri kalan bir koyuna da sahip olabileceğini, olması gerektiğini savunuyor. Yani tıpkı demokratik anlayışta olduğu gibi azınlığın hakkının çoğunluğun egemenliğinde eriyip gitmesi gerektiğine inanıyor.

Ne var ki esas mühim nokta Davud (aleyhisselam)’ın bu istek karşısındaki tutumudur. Şöyle cevap veriyor Davud (aleyhisselam): “Andolsun ki, (bu adam) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur.” [8]

İşte İslam’ın, Kur’an’ın ve Peygamberlerin yolu budur. Doksan dokuz koyuna sahip olan kişinin gücüne, kudretine, imkanlarına bakıp bir koyun sahibi zavallıyı ezemezsin kardeşim! İslâm, bu bir koyun sahibi garibanın hakkını savunmak, onun zulme uğramaması için mücadele etmek, gönlünü şâd etme yoludur.

Emperyalist ve kapitalist demokrasi anlayışı ise güce inanıp büyük balıkların küçüklerini yemesi ve garibanların devamlı ağlamasının adıdır. Aradaki fark bârizdir. Ve bu kıssa bir yandan bizlere bugünkü mesuliyetimizi hatırlatırken diğer yandan dünyadaki müstazafların yüzünün gülebilmesi için “Yalnız İslam” a muhtaç olduğumuzu gözler önüne sermektedir.

ÖMER FARUK KORKMAZ
———————————
[1]En’âm, 116
[2]Bakara, 246
[3]Bakara, 249
[4]Bakara, 249
[5] Sebe’, 13
[6]Sâd, 24
[7]Sâd, 21-23
[8]Sâd, 24

SEÇME VİDEO

26 Yorum

  1. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    İhsan hoca efendi de diyor demokrasi eski yunandan çıkan bir yönetim şeklidir diye. ..tabiki de biz her Müslümanın imanı için endişe ye düşüyoruz endişeye kapılıyoruz,çünkü biz de elhamdülillah Müslümanız . ..bizim için devir iman kurtarma devri Said nursininde dediği gibi. ..demokrasi de hakimiyet millete aittir islam hilafetin de hakimiyet ALLAHa aittir. ..demokrasiyi destek veren her söz ve söylem 14 asırlık islam yönetim şeklini elinin tersiyle itip Mustafa kemalin getirdiği yönetimı kabul etmektir (kendi ülkemiz için diyorum)ve kemalistlere karşı verilen bu mücadele sekteye uğrayıp solucan solcularin bize gol atmasına sebeb verir. ..onlar karşısında tüm argumanlarımiz çürümüş gibi olur ALLAH muhafaza . ..çünkü onlar demokrasiye cumhuriyete kılıflar arayıp bulup islam hilafetine alternatif olarak bu beşeri küfür düzenini savunuyorlar. ..birde hazreti Muhammed sallallahualeyhivesellem efendimiz vefat ettiğinde kendisi hazreti ebubekri yerine varis bırakmak için hastalığı nüksettiginde hz Ebubekir radiyallahu anhın arkasında namaz kılmıştır . ..bu hareket benden sonra ümmetin başına sen geç demekti öyle de oldu zaten. ..

  2. Daha da yazmayacaktim ama kendimi tutamadım. Kusuruma bakmayın.
    Fakat bu defa ben açıklamayacağım çünkü demokrasi yunanca bir kelime diye demokrasiye (halkın yöneticilerini kendisinin seçmesi) o kadar önyargılısiniz ki beni de önyargısız dinlemeyeceginizi anladım.
    İhsan Şenocak hocayı önyargısız bir şekilde baştan sona kadar dikkatle izlemenizi ümit ediyorum
    https://youtu.be/bNLmK8NUXqI
    Hz Ebubekir meselesi dahil ne dediysem dile getirmiş ama daha veciz ifadelerle.

    Benim imanim için endiselendiginizden dolayi da Allah razı olsun. Bende burayı bir aile olarak görüyorum. Amacım yanlış bilinen bir şeyi duzeltmekti fakat gereğinden fazla uzattım çünkü böyle yazmaya olacak iş değilmiş onu anladım. Hakkınızı helal edin.

  3. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    şamil de seni çok seviyor onur kardeşim. ..hayatın boyunca onurun ve şerefinle kat ve kat yaşayasın . ..inan ben de ağzım açık kaldı şaşırdım kaldım laz arkadaşın yorumlarını okuyunca hazreti ebubekr r.a hakkında söylediği söz karşısında ve demokrasi hakkındaki düşünceleri karşısında islam da yönetim biçimine atıfta bulunduğu sözler karşısında yazdıklarını kesin ben yanılıyorum hayır böyle demiş olamaz diye tam tamına 3 kez sünnet usulü bastan sona tek tek tekrar okudum ilk 2 dakika elim yazmaya dahi varmadı. ..bu söylediği sözler yenilir yutulur cinsten değil sükutu hayale uğradım. ..insanın imanı dahi tehlikeye girebilir ALLAHım korusun. ..bende buradaki herkesi seviyorum yeri geldiğinde ateşli bir şekilde yazılar yazıyorum kalp gönül kırılmasın istiyorum ammavelakin bir yerden sonra ipin ucu kaçıyor. ..abdulhamidhanı cok seviyorum bilmiyorum tarifi imkansız bir şey yani kelimelerle anlatamıyorum o derece . ..

  4. اسلام عليكم
    üstad bediüzzaman’ın Allah yolunda olduğuna hüsnü zannimiz vardır. eserlerini okurum severim de. hizmetleri olmuş ve tamamlayip ahirete gitmiştir . ne yazik ki fitne döneminde doğru tarafta olamamış zaten kendiside daha sonra farkediyor.
    kardeslerimin münazarası ilginc bir hal aldi. lazgin kardesim ciddi hatalarin var. ömer faruk hocamiz durumu zaten açıklıyor ama demokrasiyi biz destekleyemeyiz. özünde zaten hatalı demokrasi kavrami. sadece ehveni şer durumunda belki şeriata hizmet etmesi durumunda olabilir. oy verirken böyle mesela. bu rejimi desteklemesekte istemeyerek sandiga gideriz, ve islama biraz hizmet eder diye (ehven-i şer) bu sistemde oy atarız. “Mesela bugün demokrasi ve cumhuriyet rejimine işaret eden ayet ve hadisler vardır.” diyorsun bu söz cidden tehlike içeriyor. hic bir alimden bu güne kadar böyle birsey duymadik
    ebubekir radiyallahu anh seciminde cumhuriyetin benzerliği var demissin. inan alakasi yok. ve son olarak
    lazgin kardeşim üstad bediüzzaman ve abdülhamit hanin içtihadı meselesi,
    gerçek fakir ise içtihatları uygulanan zat mahmut efendi hz ifadelerini kullandilar.
    oysa bu zamanda ictihat kapisi kapalıdır. mehdi aleyhisselam a kadar da kapali kalacaktır. bu arada burada bir aile gibiyiz sanki. şamil,münir, fakir, lazgin, (editör muhammed) ve diğer kardeşlerimi de sevdigimi söylemek istiyorum

  5. O da şundan.
    Demokrasi var ya demokrasi…

    Yeryüzü kurulduğundan beri böyle sinsi ve kurnaz bir şirk düzenini görmemiş ve ona karşı içimdeki kini ve öfkemi dizginleyemediğimden dolayı !

    Demokrasinin hiç hiç hiç bir tutulacak yanı yoktur ve olamaz. Yeryüzünün en büyük kazığı ve yalanı !

  6. Bak bu güne kadar belki 100 tane said Nursi ve risaleden alıntı müşahede etmişimdir burada.
    101.ye gelince sadece bir iki kelam ettiğimizi çok gördüyseniz bu bana göre taassupluktur.

  7. Sevgili lazgin kardeşim ağabeyim yanlış anlaşılmasın inşaAllah.

    Ben şurada na mütenasip bulduğum bir hususa tavzih getirince mi ehli sünnet kimliği aklına geldi be mübarek 🙂

    Bana göre kusura bakmasınlar ama nurcu kardeşlerim (ki onları ehli sünnet görürüm) risale misyonerleri gibiler !

    Rabbim hepimizi Hidayet üzre sabit kılsın.

  8. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    Üstadın bu son sözlerini gerçek fakire söylüyorsun da neden üstadın aynı sözleri aynı şekilde Abdülhamid hana karşı dememişte kahve kahve dolaşıp Abdülhamidhanı islam halifesini millete yermiş? Keçeli Said . ..Said nursiye ithafen;sen şefkatli bir padişaha mustebit diye itiraz etmistin, onun cezası olarak şu dehşetli istibdatın cezasını çek (Abdülkadir badıllı mufassal tarihcei hayat sayfa 184.)demiştir . ..Said nursi hilafetin başındaki ulul emir sahibi islam halifesine mustebit derKen bir yandan da ilahi düzene baş kaldırıs olan ALLAHin emir ve yasaklarına beşeri sistemle şirk koşulan demokrasiyi ovmekte. ..demokrasi şirk düzenidir … çıkışı yunan helenistik döneme aittir …ben de diyorum ki cemil mericin sözüne ithafen . ..HİRA MAĞARASININ ÇOCUKLARI OLIMPOS DAĞININ ÇOCUKLARINI YENECEKTİR. ..

  9. Gerçek fakir kardeşim
    Burası ehli sünnet müdafaasinı yapan bir site değil mi? Tamam Mahmut efendi hazretlerine bağlı olabilir ama bu diğer ehli sünnet âlimlerinin goruslerinin paylasilamayacagi anlamına mı geliyor?
    Ayrıca deplasman falan hoş değil hepimiz ehli sünnet değil miyiz? Bütün cemaatlerin gayesi bir değil mi? Metodlarından başka neyi farklı cemaatlerin? Ki bunda da rahmet vardır. Dediğim gibi bu ihtilafa en çok din düşmanları sevinir.
    Ama haklılık payiniz var sözü bu kadar uzatmamaliydim çünkü üstadım şöyle diyor:

    Sâniyen:
    O vaiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz.
    Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum.
    Sizler de, o zâtı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevketmeyiniz.
    Hattâ tecavüz edilse de beddua ile de mukabele etmeyiniz.
    Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir.
    Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz.
    Çünki daha müdhiş düşman ve yılanlar var.

    Kastamonu

  10. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    Demokrasinin bir pisliği de kalkıp sen kahvelerde islam halifesi ne karşı milleti örgütlemeye çalışmaktır. ..ki emir sahibı hükümdar zalim bir müslüman dahi olsa ulul emre itaat etmek lazımken…7 duvelin düşman olduğu Abdülhamid hana karşı halkı isyana teşvik etmeye çalışmanın hiçbir açıklanacak tarafi yoktur …hem cübbeli diyorsun cubbelinin videosunu paylaşıyorum ona istinaden hem cubbelinin söylediğini hem sultanın öz torununun söylediğini çürütmeye çalışan gerçeğin üzerini örtüp sırf kendi cemaat lideri diye uzay tv denen bir kanal da çıkan kendisini ilk kez gördüğüm birinin söylemlerini sunuyorsunuz. ..ben size Abdülhamid torunu diyorum sizinde başta söylediğiniz gibi cübbeli diyorum siz bana alelade bir tv kanalında ki şahsin söylemiyle geliyorsunuz .. .ikinci bir husus laiklik cumhuriyet ıvır zıvır hepsi demokrasi denen zilletin içinde yer alan parçalardır . Demokrasi demekle laikliği cumhuriyeti de kabullenmiş olursunuz. ..bir başka şekil de

    Demokrasi. ..cogunlugun azinliga diktatorlugudur. ..sen azinlıksan azınlığın bir çok hakkını gasp etmenin resmiyetteki adı demokrasidir. ..şuan hdp li terörist söz de vekiller millet meclisi çatısı altındaysa kemalist sistemin demokrasi denen pisliği yüzündendir .. .adam hem milyarlarca vekil maaşı alıp hem de bozgunculuk çıkararak terörist eylemlerde bulunması terörist eylemler de bulunanlara sahip çıkması demokrasinin pisliği dır. ..bu özgürlük değil ahmaklıktır ve teröristlere bölücü terör örgütünu adam yerine koyup ona söz hakkı vermenin adı demokrasidir. ..istibdat olsaydı bu durum böyle olmayacaktı .. .ülkemizde ki hilafeti halifeliği şeriat düzenini yıkıp yerine yunan döneminden gelen demokrasi pisliğini eşitlik özgürlük diye cilalayip müslüman millete istiklal mahkemelerinde on binlerce Müslümanı suçsuz yargısız infaz ile asmanin adı demokrasidir .. .ezanı aslından koparıp 18 sene türkçe okutmak . ..türk osmanlı kızını carsafdan çıkarıp Avrupa da mayoyla kuffarin gozleri önünde soyup soğana çevirip tipsiz çirkin bir kızı dünya güzeli yaptık demek demokrasidir. ..neden çünkü o bir bayandır kadındır ve onun güzelliğini sergilemesi kendi demokratik seçimidir …demokrasi bana bir grup aydın tarafından bizlere zorla kabul ettirilmiş, pratikte hiç bir işe yaramayan bir yönetim sistemi gibi görünüyor. sorun özgürlükse özgürlük hukuk devletinde var. güvence ise sosyal devlet oldu mu tamamdır. özgürlüğün ve sosyal güvencenin korunması ise hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı bir arada yeterlidir.

    “demokrasi prensibi, hakimiyete istismak eden vasıta ne olursa olsun, esas olarak, milletin hakimiyete sahip olmasını ve sahip kalmasını icap ettirir.”
    mustafa kemal

    “demokrasi esasen ferdidir, bu vasıf vatandaşın hakimiyete, insan sıfatıyla iştirak etmesidir.”
    mustafa kemal

    “demokrasi esasına müstenit hükümetlerde, hakimiyet, halka, halkın ekseriyetine aittir. demokrasi prensibi, hakimiyetin millete ait olduğunu, başka yerde olmayacağını iltizam eder. bu suretle, demokrasi prensibi, siyasi kuvvetin, hakimiyetin menşeine ve meşruiyyetine temas etmektedir.”
    mustafa kemal

    “yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler.”
    mustafa kemal

    Demokrasiyi ovucu sözlerle bize ambalaj içinde sunan kişi hilafetin şeriatın halifeliğin kaldırılmasına ön ayak olan yukarıdaki sözleri etmiş kişidir . ..
    Bence

    çoğunluğun iradesi, diğer insanlar üzerinde baskı yapabilir; gücün çoğunluk tarafından kötüye kullanılmasının önlenmesi gereklidir. ‘çoğunluğun tiranlığı’ topluma karşı bir kötülüktür ve toplum buna karşı korunmalıdır.”demokrasi çoğunluğun sectigi kişinin yönetmesidir ve azınlığın söz sahibi olmasına engel olmaktır . ..yani bir nevi büyük balık küçük balığı yutar mottosu ki islama bakacak olursak herkes tarağın dişleri gibi eşit seviye de dır . ..

    bütün despotizmler içerisinde demokrasi en kötüsüdür.”

    demokrasi asla uzun yaşayamaz. kısa zamanda tükenir ve kendisini öldürür. kendisini intihara sürüklemeyen bir demokrasi yoktur.”

    demokrasi despotizmdir. genel iradenin onaylamadığı bir yürütme oluşturur

  11. İşte sevgili lazgin kardeşim.

    Bu yaptığınız en baştan yanlış zaten.

    Bu platformda içtihatları uygulanan zat mahmud efendi ve onun Şeyhleridir.

    Siz buraya gelip de saydığımız ama kendisine ve metoduna tabi olmadığımız bir zattan bahsedince burada olanların olacağı kaçınılmaz oluyor işte …

    Bu yanlıştır.
    Deplasmanda bulunulduğu zaman oranın iklimine göre hareket edilirse ev sahibine karşı saygılı olunduğından dolayı ev sahibi de misafirlere ikramlarda bulunur.

    Kim hangi cemaatten olursa olsun dikkatli ve uyanık ve güzel hareket etmeleliyiz girdiğimiz her ortamda .

  12. Ayrıca yazmayı unutmuşum hilafet de demissiniz . Yahu ne ben ne de Said Nursi hazretleri hilafete de karşı değil. Nereden çıkarıyorsunuz. Yöneticileri adil bir ortamda halk seçsin diyoruz. Daha basit nasıl anlatabilirim. Halifelik ile saltanat da aynı şeyler değil

  13. Ben dikkat edersen iki tane tarihçi de saydim.
    Bediüzzaman helallik istedi iftirasina cevap
    https://youtu.be/MT8jpQFKv9c

    Demokrasiyle ilgi başka söyleyecek sözüm yok çünkü ben demokrasi diyorum siz laiklik anlıyorsunuz, ben anayasa şeriat diyorum siz dinsizlik anliyorsunuz.Ben Hz. Ebubekiri halkın ileri gelenleri seçti diğer halifelerde saltanatla başa gelmedi diyorum siz şeri diyorsunuz.Ya demokrasiyle laikliği, şeriatla saltanatı aynı şeyler zannediyorsunuz ya yazımı tam okumadınız ya da ben kendimi ifade edememişim. Daha da zorlamanın manası yok
    Selametle

  14. Osmanlıyı adaletle idare eden padişahı istibdatla suçlayan ve padişahtan kurtulmak için halkın kendi kendini idare etme rejimi diyerek cumhuriyet isteyen ve cumhuriyeti kuran tayfa halka hiç seçim yaptırmamış. Demek ki maksatları halk değil İslam’dan ve müslümanların adaletle idare etmesinden kurtularak sömürü düzeni kurmak ve halka karşı bunu bahane olarak kullanmak.
    Türkiye cumhuriyetindeki ilk darbeyi 1924’te yapan kemalist tayfa 1921 meclisini ve anayasayı feshetmiştir. Mecliste seçim ile ilgili tek adam şöyle demiştir: Biz seçim yapsak meclise kimler girer bilir misiniz Şeyhler hocalar.
    1950’ye kadar kemalist kadrolar yerleştirilmiş bunun için seçim yaptırılmamış çünkü müslümanlar idareyi ele geçirebilir endişesi. Daha sonra kemalist saltanat içinde partiler kurdurularak seçilenlerin rejim içinde alt yapı üst yapı gibi işleri yapmak için seçilmesi bu partilerin rejimle uğraşma şeriat getirme durumlarıyla ilgilenmeyip bu gibi hizmetlerle uğraşması rejime dokunmaması alt yapı üst yapı ile ilgili konularla halka karşı kayıkçı kavgalarıyla halkı rejimle uğraştırmayıp bu gibi konularla meşgul etmeleri sağlanmıştır. Maksatları sömürü düzenlerinin yağmaların devam etmesi, kötü işlerin rejime mâl edilmemesi suçu partilere atarak düzeni devam ettirme olmuştur.
    Başkanlık sistemine geçilerek laik kemalist rejimin en büyük kalelerinden birisi yıkılmıştır ve adalete doğru gidiş devam etmektedir.
    Hazreti Mevlana: Hakikat Musa aleyhisselamın asası gibidir. Batıl ise sihirbazların sihrine benzer. Hakikat ortaya çıkınca bütün batılları yutar.

  15. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    https://youtu.be/T0SLAySLVBc (madem cübbeli yi baz alıyorsun buyur dinle bakalım. ..kahve kahve kıraathane kıraathane bediuzzaman ,Abdülhamid Hanı eleştirdigini halkı Abdülhamid Han adına uyardığını söylüyor sonra da Said nursinin pişman olup torunundan helallik af diledıgini söylüyor)

    https://youtu.be/kb_EFYXgC_o Said nursinin kimlerden etkilendiğini söylüyor

    Sen din adamligini bir kenara bırakıp devlet yönetimine devlet yöneticisine ve hatta islam halifesine karşı kıraathane kıraathane gezip halkı galeyana getirmeye çalışırsan ve seneler sonra kendisinden değil de torunundan af dilemeye hak hellalligi almaya çalışırsan kusura bakma da atı alan uskudari gecti derler adama ve islam adamı alim feraset sahibi olur kalp gözü açık olur kalkıp ta 7 duvelin bir araya gelip tüm küffar devlet adamlarının ajanlarının el birliğiyle yıkmaya devirmeye çalıştığı islam halifesi Abdülhamid Hana kafirin safında yer alıp baş kaldırmaya çalışmak onun aleyhine çalışmalar da bulunmak ulul emre itaatsizliktir . ..

  16. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    satırlar dolusu yazı döşemeye hacet yok 3-5 kelimeyle özet geçecek olursam eğer . ..o devir ve o şartlarda abdulhamid hana kendi öz babam dahi karşı gelseydi o nun dahi mason olduğundan şüphe ederdim bu bir çünki abdulhamide o devir ve şartlarda gözünün üstünde kaşın var demek ne müslümanlara ne islama yarar sağlamazdı sağlamadı da zaten yarardan çok zararı oldu ümmete abdulhamid hanın torunu nemika sultandan ankarada 1959 senesinde Said Nursi Abdülhamid Han’a haksızlık ettiğini ifade ederek 3 kez halellik istemişdir. ve abdulhamid han said nursi yi tımarhaneye dahi yollamıştır. ..
    . ..söylemiş olduğunuz kişiler bizim ehli sünnet hocalarımızdır ben size muteber ehli sünnet tarih adamlarını gösterirken sen bize ehli sünnet hocaları gösteriyorsun. ..hocanın branşı ayrıdır tarihçinin branşı ayrıdır tarihi tarihçilerden öğrenebiliriz dini de hocalarımızdan . .. ikincisi demokrasiyle ilgili söylemiş olduğunuz sözlerden dolayı iman tazelemeniz lazımdır. ..hem itikaten hem imanen zarara uğramanızdan korkarım. ..4 halife devri başta olmak üzre hilafete şeri düzene hepsin, külliyen yok saydınız ve ilahi düzene karşı insan eliyle inşaa edilmiş demokrasi denen pisliği muteber göstermeye ve savunmaya geçtiniz ki içinde laiklik denen dinsizliği barındıran demokrasi yi ilayi kelimetullah düzeninden bile daha saygın muteber gördünüz kelimelerinizle . ..cumhuriyet laiklik demokrasi bu yönetim şekillerinin çıkış noktası islamın 14 asırdır savaştığı kafir düzeninin pisliklerini göklere kaldırdınız. ..tevbe edip iman tazelemenizi tavsiye ederim. ..demokrasiyi övmekle fransız hukuku italyan hukuku roma helenistik yunan hukuku isviçre hukuku gibi kafir yönetimlerin adaletsiz ve hukuksuzluğunu islami terimlerle karıştırıp bir sentez sunmaya çalıştınız. ..onları kabul edip islam da yönetim şekli dahi yok diyerek kocaman islam topluluklarının idare hukuk yönetimini bir çırpıda silip attınız. ..said nursi yi savunmak adına ilayi kelimetullah hilafet ehli sünnet şeriatı yok saymanız benim said nursiden ve görüşlerinden kopuşumu bir hayli daha fazlalaştırdı. ..demokratik laik cumhuriyet dönemi insan eliyle yapılanmış ilahi emir ve yasaklara isyanın baş kaldırının ayyuka çıktığı içerisinde binlerce pisliği taşıyan hukuksuzluk adaletsiz beşeri düzendir. ..ve reformist fazlurrahman abduh cemaleddin afgani kafasından bir an evvel sıyrılmanızı itikatinizi zarara uğratmamanız gerektiğini ihtiyaçla muteber söylemek zorundayım. ..

  17. Şamil kardeşim ben size hak vermedim eleştirdi dedim siz iftiralarla dolu fetvayı imzaladı dediniz. Meseleyi neden hiç nurcu kesimden dinlemediniz. Diğer tarihçilerden duymadım ama Yavuz bahadıroglu ve Ahmet Akgündüz bunun iftira olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sana itimat edeceğin isimler söyleyeceğim. İstikamet üzere olan hocaların Bediüzzaman hazretleri hakkındaki beyanatlarina bakın. Cübbeli Ahmet hoca, İhsan Şenocak, Kerem Önder vs.
    Eleştiri kısmına gelince; Abdülhamid han da Bediüzzaman da hatasız ve elestirilemez değildir. Fakat iftiraya kaçmaması lazım,
    “Aziz, sıddık, müstakim kardeşlerim; Gayet ciddî bir ihtarla bir hakikati beyan etmeye lüzum var. Şöyle ki:
    لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ sırrıyla, ehl-i velâyet, gaybî olan şeyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük bir velî dahi, hasmının hakikî halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini Aşere-i Mübeşşerenin mabeynindeki muharebe gösteriyor. Demek, iki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer, bütün bütün zâhir-i şeriate muhalif ve hatâsı zahir bir içtihadla hareket edilmiş ola”
    Kastamonu Lahikası(başka bir konuya dair verdiği cevap)
    Tıpkı sahabeler gibi bu iki büyük insanın da amacı ittihad-ı İslam’di.Aramizdaki fark siz Abdülhamid Han’ı hatasızmiş gibi telakki ediyorsunuz. Onun aleyhine en ufak bir eleştiri yapanları masonlarla bir tutuyorsunuz. Diğer yaptığı bütün hasenatları hizmetleri çöpe atıyor diğer konulardaki fikirlerini yok sayıyorsunuz.
    Bu bir içtihat meselesiydi ve bize göre Bediüzzaman, size göre Abdülhamid han haklı. Ama bu bizim tefrikaya dusmemize yetmemesi lazım. Zaten itikadı bir mesele de değil. Zira bu duruma en çok din düşmanları sevinir. Ayrıca yukarda yerme ifadesini kullanmışsınız bu da yanlış.Ustad hazretleri hakaret etmemiştir sadece tenkid etmiştir. Hakareti bırak risalelerde kendisinden şefkatli sultan diye bahseder.

    Demokrasi meselesine gelince sizin dediğiniz noktayı soruyorlar münazarat eserinde cevaplıyor. Aynen aktarıyorum.
    S- Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler.
    Hattâ âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla birşey denilmez diye bize anlatmışlar.
    Acaba böyle midir?
    C- Öyleler hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar.
    Zira nâzenin hürriyet, ÂDÂB-I ŞERİATLA müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır.
    Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir.
    Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.
    Hürriyet-i umumî, efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır.
    Hürriyetin şe’ni odur ki: Ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.

    (Eski Said’in aşairin suallerine verdiği cevablar)
    Münazarat
    İlk yazımda belirttiğim ve yukarıda üstad hazretlerinin de söylediği gibi biz demiyoruz ki demokrasiyi Avrupa’dan aynen alalım. Biz diyoruz ki Şeriatla suslendirelim.
    Her ideoloji kendi fikriyatına uygun bir demokrasi kalıbı ve şekli oluşturabilir.Ama genel ve çatı demokrasi tarif ve manası ile İslam arasında bir zıtlık bir çatışma yoktur.

    Demokrasi bu zamanın ilcaat ve gereklerine en uygun ve insanlığın tecrübe ile bulabildiği en gelişmiş bir yönetim rejimidir. Bu rejimi İslam’a uyarlayıp İslam’ın fazilet ve adaleti ile beslersek ortaya mükemmel bir model çıkar.

    İSLAM’DA BELLİ BİR YÖNETİM REJİMİ, BELLİ BİR DEVLET NİZAMI TAYİN VE TESPİT EDİLMEMİŞTİR. Bunu fıkıh kaynaklarına bakan görür. İslam devlet yönetim biçimini ve şeklini dönemin şartları ve insanların fikir ve tecrübelerine havale etmiştir. Bazen bu yönetim biçimi, bazen saltanat olmuş, bazen oligarşi olmuş, bazen monarşi şeklini almıştır. Demek bu da gösteriyor ki, İslam, yönetim rejimi olarak bir kalıp, bir tarz ortaya koymamıştır. Ama bazı rejimlere işaret kabilinden göndermeler yapmıştır. Mesela bugün demokrasi ve cumhuriyet rejimine işaret eden ayet ve hadisler vardır.

    Şura Suresi’ndeki şu ayet, bu manaya işaret eder;

    ” Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip, namazı hakkıyla ifa ederler.İŞLERİNİ İSTİŞARE İLE YÜRÜTÜRLER, kendilerine nasib ettiğimiz imkânlardan hayırlı işlerde sarf ederler.”(Şura, 42/38)

    Hazreti Ebu Bekir (ra)’ında seçiliş şekli cumhuriyet ve demokrasiyi andıran bir seçimdir.Diger üç halife de saltanatla başa geçmemiştir.Saltanat zaten bize Yezid’in hediyesidir.
    Ama biz maalesef batıdan gelen herşeye düşmanlık ettiğimiz için demokrasiyi de sırf bu yüzden kökten reddediyoruz. Komünist, faşist demokrasi anlayışlarının İslam’la bağdaşmayan yönlerini gösteriyoruz.
    Halbuki bizde demokrasi modelini kendi inanç ve kültürümüz ile yorumlayıp, yeni bir kamil yönetim formatı oluşturabiliriz. Bunun şirkle, küfürle ne ilgisi olabilir.

    İnanç hürriyeti din bakımından İslam’da da vardır. Dileyen dilediği dine ve inanca inanabilir. İslam bu hususta zorlama yapmaz. Ama İslam’ı kabul eden birisi de artık İslam’ın gereğini yapması ve sorumluluklarını yerine getirmesi zaruridir. Her rejim kendi esas ve ruhunu korumak için bazı tedbirler alır; bu tedbirleri tatbik etmeyen kişi içinde şiddetli ceza uygular. Bu en modern batı toplumlarında da böyledir. Söz konusu güvenlik ve terör olduğu zaman, demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere bile bazı zorlamaları uygulayabiliyor.

    Yani İslam demokrasisinin de bazı toplumsal gerçeklerini göz önüne alıp uygulaması BİZE ÖZGÜ DEMOKRASİ anlayışı olur. YOKSA BURASI UYUŞMADI DEYİP KÜLLİYEN DEMOKRASİ REJİMİNİ İNKAR ETMEK YANLIŞ OLUR. Belki mürtedin hakkı hayatı yoktur, hükmü batı toplumu için anlaşılmaz ve kabul edilemez olabilir, ama her toplumun inanç ve örfleri kendi rejiminin şekillenmesinde önemli bir faktördür.

    Münazarat adlı eseri önyargısız sadece şeriat mihengine vurarak okursaniz demokrasi hakkındaki fikirleriniz değişir.

    Dediğim gibi ayrılığa dusmemizden faydalanacak sadece İslam düşmanlarıdır. Bu yüzden Said Nursi hazretleri müminlerle ne olursa olsun (sadece savunmak maksadıyla kavl-i leyyin kullanmak şartıyla ) münazara etmeyin diyor. Çünkü onlar ne söylerse söylesin bizim kardeşimizdir.
    Selametle…

  18. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    ayrıca demokrasi denen illet kadının kadınla erkeğin erkekle evlenmesi cinsel ilişkiye girmesi aynı evde birlikte yaşamasına özgürlük adı altında gıkını çıkaramama rejimidir. ..bir kişi kendi iradesiyle böyle bir şeyi istiyorsa ona bir başka kişi ve ya kişilerin karışamaması durumudur. ..örneğin hollanda baskanıyla evli olan kendi gibi erkekle gay ilişki içerisinde bulunması demokrasi eşitliğidir. ..nasıl olurda said nursi demokrasiyi övebilir. ..demokrasi ilahi nizama beşeriyetin baş kaldırışıdır . ..

  19. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    ben kulaktan duyma bilgilerle veyahutta asılsız haberlerle hareket etmiyorum benim söylemiş olduğum durumu tarihçi yazar kadir mısıroğlu. ..marmara üniversitesi öğretim görevlisi tarihçi ahmet anapalı.. .tarihçi talha uğurluel. ..tarihçi yazar yavuz bahadıroğlu.. ..tarihçi yazar mustafa armağan. ..tarihçi yazar sinop üniversitesi öğretim görevlisi ahmet şimşirgil bir çok programda kitap neşriyat ve söylemlerinde dile getiriyorlar. ..inanın ilk başta duyduğumda bende inanmamıştım fakat araştırmalarımdan sonra bediuzzamanın da abdulhamid han karşıtı söylemlerde bulunduğunu öğrendim sizde zaten ‘Said Nursi hazretleri Abdülhamid Han’ı eleştirmiştir.’Bediüzzaman, Abdülhamid’i belli noktalarda tenkit etse bile. ..! böyle diyerek bana dolaylı da olsa hak verdiğinizi itiraf ettiniz . ..o devir o anlar eleştirme tenkit etme yerme devri değildi ki GÖK SULTAN 2.ABDULHAMİD HAN gibi bir evliya halife siyaset adamını eleştirmek tenkit etmek başta masonlar kripto yahudiler ve ne kadar işbirlikçi hain varsa onların ekmeğine yağ sürmektir. ..sahabeler birbirlerini tenkit ettiler diye şimdi biz her önümüze gelen siyasi yada din adamlarının hakkında ileri geri konuşup yerip fikir ayrılığına mı düsmemiz lazım??!! sahabeler aralarında bir takım sorunlar olduysa onlarda ki rahmet bizlere örnek olmaktı bizler küffar karsısında ihtilafa düşmeyelim birlik beraberlik içerisinde ittihadi şekilde islamın safında yer alalım fikir görüş ayrılıklarına düşmeyelim diyeydi. ..yukarıdaki ehli sünnet muteber tarihçilerin bu konu hakkındaki konuşma ve verdikleri tarihi belgeleri araştırmanızı tavsiye ediyorum. .. SULTAN 2.ABDULHAMİD HANA 3 kıta 7 deniz 7 düvel bir olup indirmeye çalısırken akbabalar gibi üşüşmüşken, bediüzzamanın veyahut da bir başka ehli sünnet alimin sultanı tenkit etmesi ne ümmete bir fayda sağlar ne de millete. ..ehli sünnet alimler fikir birliği edip abdulhamid hana biraz daha destek verselerdi 100 yıldır sırtımız yerden kalkmamasına sebebiyet vermeyeceklerdi. ..

  20. Bir insanın düşüncesini en iyi onun eserlerinden anlarsınız. Bediüzzaman hazretlerinin eski dönem eserleri ve Risale-i Nurlar ortadadır. Ordan burdan duyup yargılamak yerine eserlerini okuyun. Nasıl bir dava adamı olduğunu anlayacaksınız.

  21. Şamil kardeşim senin bilmeden böyle birşey söylediğini düşünüyorum çünkü sen iftira atacak biri değilsin yazılarından taniyabildigim kadarıyla
    Ama her duyduğuna da inanma
    Bediüzzaman hazretlerine o fetvayı imzalaması için niye versinler. 1909 da Bediüzzaman’ın resmi bir makamı mı var. Bu iftirayi atanlar çamur at izi kalsın metoduyla hareket ediyorlar çünkü hiçbir tutarlı tarafı yok.
    Fetvayı zamanın fetva emini Hacı Nuri Efendi imzalamamıştır ancak maalesef İttihatçılar’ın kuklası haline gelen Şeyhülislâm Mehmed Ziyâaddin Efendi imzalamıştır. Bu fetvadaki hal’ gerekçeleri tamamen iftiradır. Zira Sultan Abdülhamid’in 31 Mart Vakası’na sebep olduğu zikredilmiştir ki tamamen yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Dini kitapları yaktırdığı iddia edilmiştir ki tam bir iftiradır; zira en çok dini kitap onun zamanında basılmıştır. Devlet hazinesini israf ettiği söylenmektedir ki Abdülhamid gibi dindar bir padişaha bunu isnat etmeye şeytan bile yaklaşmaz. Zâlim olduğu ileri sürülmüştür ki iktidarı boyunca idam cezasını uygulamadığı herkesin malumudur.
    Bu gerekçeler tamamen iftiradan ibaret olduğu bariz açıkken Said Nursi gibi bir alimin buna imza attığı nasıl düşünülebilir.
    Ki -zaten başta da belirtmistim- Bediüzzaman hazretlerinin o tarihlerde resmi bir makamı yok ittihatçılar neden gidip ondan imza alsın.
    Said Nursi hazretleri Abdülhamid Han’ı eleştirmiştir. Bu doğru. Peygamberler dışında kimse masum olmadığı gibi Abdülhamid han hazretleri ve Bediüzzaman hazretleri de masum değiller. Ve iki alimin fikirleri de birbirine muhalif olabilir. Mesela aşere-i mubassere bile birbirlerine kılınç çekmişler. Ama her iki tarafında yegane düşüncesi İslâm ı hakim kılmak. Hedef aynı yollar farklı.
    1952 yılında bazı kimseler, Bediüzzaman’ın sanki İttihatçıları destekleyerek Sultan Abdülhamid’e muhalif olduğu iddialarını yaymaya başlayınca talebelerine kaleme aldırdığı Lâhika Mektubunda aynen şunları ifade etmektedir:

    1) Bir adamın kusuru ile başkası mes’ul olamaz. Dolayısıyla Abdülhamid’in hükümetlerinin hataları ona verilemez.

    2) Bediüzzaman, II. Meşrutiyetin başında, hürriyet-i şer’iyyeyi teşvik etmiş, bazı siyasi muhaliflerinin istibdat adını verdikleri, Abdülhamid idaresi için de “mecburî, cüz’i ve hafif istibdat”, İttihatçıların zulmü için ise “pek şiddetli külli istibdat” tabirlerini kullanmıştır. Şu cümlesi meşhurdur: “Eğer meşrutiyet, İttihatçılar’ın istibdadından ibaret ise şeri’ata muhalif hareket demek ise, bütün dünya şahit olsun ki ben mürteciiyim.”

    3) Hürriyet, İslâmî terbiye ile terbiye olunmazsa çok şiddetli bir istibdada dönüşeceğini haykırmıştır ve maalesef öyle de olmuştur.

    4) Abdülhamid’in yabancı düşmanlara karşı gösterdiği dehası, İslâm âleminin tam bir halifesi olması, şark vilâyetlerini Hamidiye Alayları ve İslâm kardeşliği ile Ermeniler’e karşı koruması, İslâm’ın bütün hükümlerini hayatında yaşaması ve Yıldız Sarayı’nda manevi şeyhini eksik etmemesi sebepleriyle bir veli olduğunu açıkça ifade etmiştir.

    5) Ancak insan hatasız olmayacağından onun da bazı hataları olduğunu ve ancak bu hataların mecburiyet altında işlenen hatalar bulunduğunu açıkça beyan eylemiştir.”

    Bediüzzaman, Abdülhamid’i belli noktalarda tenkit etse bile İttihat ve Terakki hükümetinin onu devirdikten sonra zamanın âlimlerinin aleyhinde sürdürdükleri iftira kampanyasına asla katılmamıştır. Mesela şeyhülislamlığın resmi yayın organı gibi olan Beyan’ül-Hakk’ta Mustafa Sabriler, Sebilürreşad’da Mehmed Akifler ve benzeri âlimler aleyhte yazılara ve Abdülhamid devrini karalamaya devam ederken Bediüzzaman asla bunlara katılmamıştır. İsteyenler bu dergiye müracaat edebilir ve bazı makaleleri okuyabilirler.

  22. ŞAMİL ÇEÇEN DAĞLI

    Said nursi,sultan 2. Abdülhamid hana tahtı bırakması için yapılan baskıdan taraf olup elmalılı Hamdi yazır ve Mehmet Akif Ersoy la birlik olup rey verip imza atmıstır .. .demokrasi bumudur yani ?!?!?

  23. ismail sarmusak

    ölçü ALLAH ve RESULUDUR ayrıca saitnursi hz böyle bir sözü yoktur inandıgın gibi yaşamassan yaşadıgın gibi inanırsın ha demokrat ha kafir hiç bir farkı yoktur.

  24. Kardeşim bediuzzamandan herşeyi örneklendiriyorsunuz. Biz ona tabi değiliz bizi ilzam etmez beyanatları. Biz Hanefi müçtehidlerine mensub ve tabiyiz.

  25. teşekkürlerrr

  26. Şari-i hakikî (gerçek kanun koyan) Allah’tır. Bediüzzaman’a göre şeriatın % 99’u ahlâk ibadet ve fazilete aittir. % 1 nispetinde siyasete mütealliktir der.

    Bediüzzaman, şeriatı ikiye ayırır. Birisi Allah’ın kelâm sıfatından gelen vahiy ve Peygamberimize (asm) gönderilen dindir, diğeri irade ve kudret sıfatından gelen şeriattır ki buna tekvini şeriatta derler, yani kâinattaki kanun ve kurallardır ki bazıları buna yanlış olarak tabiat kanunları derler.
    Demokrasi ise zamanın ihtiyaçlarına göre insanlığın müşterek aklı ile bulduğu en iyi idare şeklidir. Kur’ân, ey insan der, ey devlet demez. Allah, insanlara verdiği müşterek akıl ile zamanın ihtiyacına göre en iyi idare şeklini bulur. Kur’ân’da ve Peygamberimizin (asm) hadislerinde kesin çizgilerle belli bir devlet yönetim şekli belirtilmemiştir. Çünkü devlet nizamı, zamanın şartlarına göre değişen ve bir olgudur. Bediüzzaman’a göre demokratik cumhuriyet rejimine, İslâm ahlâk ve faziletlerini uygulayarak, meşveret sistemi ile mükemmel bir idare şekli oluşturulabilir. Şûrâ Sûresi’nde, “İşlerini istişare ile yürütürler” buyrulur. Yani Said Nursî’ye göre demokrasi ve şeriat tam birbirleri ile uyum içindedir. BUNA GÖRE DEMOKRATİK KURALLARI AVRUPA’DAN AYNEN ALMAK DEĞİL, DEMOKRASİYİ İSLAM’IN GÜZELLİKLERİ İLE SÜSLENDİRİP EDEPLENDİRMELİDİR.

    Bediüzzaman, meşrûtiyeti ŞER’Î DEMOKRASİ manasında algılamış ve kullanmıştır. Demokrasiyi tam olarak anlamak için, Bediüzzaman’ın MÜNÂZARÂT isimli eserini çok dikkatli bir şekilde incelemelidir. Bu eser üzerine ciltlerce kitaplar yazılsa yine tam olarak anlatılamaz. “Zira meşrûtiyet (demokrasi) hâkimiyeti millettir. Hükümet hizmetkârdır. Meşrûtiyet doğru olursa, kaymakam ve vali reis değil belki ücretli hizmetkârlardır. Meşrûtiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdadın esası, kuvvet şahısta olur.” (Münâzarât)
    İslâm, üstten yani tepeden inmek şeklinde aşağıya doğru yayılmak istenirse, o zaman münafık bir toplum oluşturulmuş olur, Örnek istiyorsanız İran’a S. Arabistana bakın. Asr-ı Saadet modelinde ise İslâm, aşağıdan yukarıya doğru yayılır kalplere hükmeder. Toplumu düzeltmek ve Allah’a güvenmek lâzımdır.Buda en iyi demokratik bir düzende yapılabilir. Bütün fikirlerin serbestçe konusulabildigi bir ortamda İslam hakikatleri güneş gibi patlayacak tır
    Sözün kısası, “Asya’nın ve âlem-i İslâm’ın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrûtiyeti meşrûa (dindar demokrasi) ve şeriat dairesindeki hürriyettir.

Zaman aşımına uğramış

ihvanlar.net EHLİ SÜNNET MÜDAFAA HATTI © 2015 YASAL UYARI: Sitemizde bulunan www.ihvanlar.net imzalı yazılardan alıntı yapılması halinde sitemiz kaynak belirtilmelidir.