Şefkat Ne demek? Şefkat hakkında ayet hadisler

Bakara / 143 …Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

   Bakara / 207. İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.
 
  Tevbe / 128. Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.
 
   Nur / 20. Ya sizin üstünüze Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!
 
   Hadid / 27. Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, ona İncil’i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
 
HADİS-İ ŞERİFLERDEN
   *Müslim’de gelen bir rivâyette Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm): “Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır.”
 
   * Ömer İbnu’l-Hattâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtü vesselam)’a bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu yakalayıp kucaklıyor, göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. (Dikkatleri çeken bu manzara karşısında), aleyhissalâtu vesselâm:    “Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olur mu?” dedi. Bizler:    “Hayır!” diye cevap verince:    “(Bilin ki), Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır” buyurdu.”
 
   * Nu’man İbnu Beşir (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.”
 
   * Hazreti Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:     “Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: “Zayıflara rıfk, anne-bebaya şefkat, kölelere ihsan.”
 
   * Ebu Sa’îd radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki:    “Aziz ve celil olan Allah semâvat ve arzı yarattığı gün, yüz rahmet yaratmıştır. Bunlardan birini arza indirmiştir. İşte bunun sayesinde bir anne çocuğuna karşı şefkat duyar, hayvanlar, kuşlar birbirlerine şefkat duyarlar. Allah geri kalan doksandokuz rahmeti, Kıyamet günü için (kendine) saklamıştır. Kıyamet gününde onları bu rahmetle yüze tamamlayacak.” 
 
  * ‘Âişe radiya’llahu anhâ’dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir kere Nebî Salla’llahu aleyhi ve sellem’e Bedevî bir Arab gelip: Yâ Resûla’llah! Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız, demişti. Resûl-i Ekrem: (Ey oğul) Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmıştır, ben ne yapabilirim, diye cevab verdi.
 
SARHOŞ KOMŞU
   İma-ı Azam Hazretlerinin genç bir komşusu vardı. Her gece evine içkili gelir, çıkardığı gürültü ile imamı çok rahatsız ederdi. İmam, gençten hiç şikayetçi olmaz, komşusunun haline tahammül ederdi. Bir gün başkalarının şikayetinden olsa gerek genci hapse attılar. Ertesi gece gencin sesini duymayan Ebu Hanife (Raıyallahu anh) şaşırdı ve:
   -Genç komşumuzun sesleri niçin kulağımıza gelmiyor? Diye sordu.
   -Efendim, o sarhoşu vali hapse attırdı, dediler. Ertesi sabah doğruca valinin konağına gitti.Talebeleri, hocamız herhalde valiye teşekkür edecek, diye düşünüyordu. Vali, onu görür görmez ayağa fırladı. Hürmet etti ve:
–   Ya imam! Teşrifinizin sebebini lütfen söyle misiniz? Dedi. O da, komşusu olan gencin serbest bırakılmasını rica etti. Vali:
   -Efendim böyle ehemmiyetsiz mesele için niye zahmet ettiniz? Haber gönderseydiniz emrinizi derhal yerine getirilirdi, cevabını verdi.
   Delikanlı serbest bırakıldı. İmamla karşılaştıklarında oldukça mahcuptu. Kendisini bizzat çok rahatsız etmişti. Ebu Hanife:
-Bak biz seni unutmuyoruz, sözleriyle iltifat buyurdu.
   Genç kısa zaman sonra tevbe etti ve İmam’ın talebeleri arasına katıldı.
 
   Onlar kimseyi itmiyor, kınamıyor, suçlamıyor, belki sadece kendine zulmeden zavallılara acıyor ve yardım etmeye çalışıyorlardı. Başkası ne yarsa yapsın, onlar kendilerine düşeni yapıyordu.
 
DAİMİ NEŞE
   Ma’ruf-i Kerhi Hazretleri, bir gün Dicle’nin kenarında talebeleriyle oturuyordu. Nehrin üst tarafından bir kayığın geldiğini gördüler. Kayıktakiler içki içiyor, naralar atıyor, neşe ile gülüyorlardı.    Talebeleri bu manzara karşısında üzüldü, sinirlendiler:
   -Dua buyursanız da şu kötü insanlar boğulsa ve Müslümanlar da şerlerinden emin olsa, dediler.Hocaları ellerini açtı ve:
   -Ya Rabbi! Şu kayıktaki kullarının neşelerini daim eyle, diye niyaz etti. Talebeleri bu duadan bir şey anlamamıştı. “Sabredin” dedi.
   Biraz sonra kayık onların hizasına geldiğinde Hazreti Ma’ruf’u gördüler. Hallerinden çok utanıp, bin pişman oldular:
   -Bağdat’ın imam ve zahidi Ebu Mahfuz Hazretleri meğer bizi görüyormuş, dediler. İçkilerini döktüler ve çalgı aletlerini kırdılar. “Bizleri affeyle Ya şeyh!…biz de bütün yaptıklarımızdan tövbe ediyoruz” dediler.  Ma’ruf-i Kerhi, talebelerine:
   -Gördünüz mü ne boğuldular, ne de Müslümanlara zarar verecek halleri kaldı.
 
   Onlar hep af yolunu, güzellikle ıslah yolunu tercih ediyordu. İnsan kardeşlerine karşı şefkatliydiler. Tövbe etmese idiler neşeleri daim olmayacak, burada zahiren kısa bir müddet neşeli görünseler de ahirette devam etmeyecekti. Tövbe ile o anda gülen insanlar ebediyen neşeli olabilecekleri bir yola girdiler.
 
DAVAYI ÇÖZEN ŞEFKAT
   Süleyman Peygambere (Aleyhisselam) bir gün kendisine iki kadın geldi. Yanlarında henüz konuşamayacak kadar küçük bir de çocuk vardı. Biri derdini şöyle anlattı:
   -“Ey Allah’ın aziz peygamberi: Ben kırda çalışırken oğlumu beşiğine yatırmış uyutmuştum. Az sonra u kadın geldi. Çocuk benimdir diye bağırmaya başladı. Halbuki, onun çocuğunu çalılıklar arasından gelen bir kurt kapıp götürmüş. Şimdi benim çocuğuma sahip çıkıyor.” Süleyman (as) kadını dinledikten sonra ötekine söz verdi. O da şöyle dedi:
   -“Ey Allah’ın resulü, bu kadın yalan söylüyor! Asıl kurdun kaptığı onun çocuğudur. Kalan ise benim yavrumdur. Şimdi o benim yavruma sahip çıkıyor.”
   Süleyman (Aleyhisselam) karar verdi. “Bana büyük ve keskin bir kılıç getirin.” Adamları istediğini hemen getirdiler. Kılıcı aldı çocuğa doğrulttu.
–   “Madem ki, çocuğu bölüşemiyorsunuz, ortadan ikiye ayırayım yarısını biriniz, yarısını da diğeriniz alın. Böylece dava halledilmiş olsun.” Kadının biri hemen razı oldu:-“Pekiyi, öyle olmasını isterim.” Öteki kadın ise feryadı bastı:
   -“Ey Allah’ın resulü, buna can mı dayanır! Ben istemiyorum. Çocuk tek onun olsun. Yeterki ona dokunulmasın.” Süleyman (Aleyhisselam) son sözünü söyledi:
   -“Anne bulunmuş, çocuğun kime ait olduğu bilinmiştir. Alın götürün kıskanç kadını.”
Ve çocuğu ona dokunulmasın diyen kadına verildi. 
 
HAZRETİ ÖMER’İN SATIN ALDIĞI SERÇE KUŞU
   Çocuğun biri yakaladığı bir serçe kuşuyla oynayıp du­ruyordu. Oradan geçmekte olan Hazret-i Ömer çocuğa sordu:
– Küçük bey, bak zavallı kuşun kanatlarından tüyler dökülüyor, çırpına çırpına da tâkattan düşmüş görünü­yor. Ne olur bırak hayvancağızı!
   Çocuk yaramaz olduğu kadar da merhametsizdi.
– Hayır, ben bu kuşla oynuyorum. İsterse kanatlan
kopsun, karşılığını verdi.
   Halife buna üzülmüştü. Bir teklif daha yaptı:
– Sana bir altın versem kuşcağızı bırakır mısın?
– Hayır bırakmam.
– Ya iki altın versem.
– Hayır, yine bırakmam.
– Peki üç altına ne dersin? Küçük yaramaz buna dayanamadı:
– Üç altına razıyım. Hazret-i Ömer:
– Al sana üç altın, deyip parayı uzattı ve serçe kuşu­nu alıp havaya doğru fırlattı. Pırıl pırıl çırpındığı kanatla­rıyla bir anda gözlerden kaybolan serçenin arkasından sevinçle bakan Halife:
– Hayvanlara merhamet etmemiz lâzım. Hayvana acı-mayana Allah da acımaz, diyerek yoluna devam etti.
Seneler sonra, vefat etmiş olan Hazret-i Ömer’i müba­rek bir zat rüyasında gördü. Şöyle bir sual sordu:
– Yâ Ömer, Rabbin seni nasıl karşıladı, rahatın na­sıl?
   Şöyle cevap geldi:
– Rabbim beni çok iyi karşıladı. Rahatım çok iyi.
– Ne sebebten Allah seni iyi karşıladı? Hazret-i Ömer şu bilgiyi verdi:
– Ben bir serçe kuşunu yaramaz bir çocuğun elinden kurtarmıştım. Meğer kuşcağızın yuvada aç bekleyen yav­rusu varmış. Yaramaz çocuk onu öldürseymiş, yavrusu aç kalacak, yuvada ağzını aça aça ölecekmiş. Ben üç al­tın verip de serçeyi kurtarınca yavrusunu da ölümden kurtarmış olduğumdan Rabbim bundan memnun olmuş. Bu yüzden beni cehennem ateşinden kurtardı, iyi karşı­ladı.
   Hazret-i Ömer’in bu cevabı Peygamberimizin şu hadîsini hatırlatmaktadır:
   ”Siz yeryüzündeki canlılara acıyın ki, gökyüzünde melekler de size dua etsin, merhamet dilesinler. Allah’ın merhametini kazanasınız.”
PAYLAŞ