Medresede talebeler

medrese3   Medreselerle alakalı bu yazımızda müstakbel hocalarımız olan talebelerden bahsetmek istiyoruz. Şunu da yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için  belirtmek isteriz ki, aşağıda yazacağımız hususlardan bir çoğu medreselerde düzelmiştir ve güzel gelişmeler olmuştur. Hatta bir çok medreselerde hiç biri yoktur. Lakin yine de dikkat edilmesi gerekir.
   Daha önce de dediğimiz gibi hocalar ehil olursa talebelerde de nitelik ve kalite artacaktır. Bunun yanında talebelerin üzerine düşen büyük vazifeler de vardır.
   Evvela talebelerin mutlaka bir hedefi, ideali olmalıdır. İdeali olmayan bir talebe belki ileride bir yol bulacaktır ancak gayreti olmayacaktır. Efendi Hazretlerimizin de buyerduğu gibi hep âli himmet olmak ve büyük düşünmek gerekir.
   Talebelerin en büyük zaafları asıl düşmanlarını unutmaktır. Asıl düşmanımız nefis, şeytan ve kafirlerdir. Ayetlerde, hadislerde, Risale-i Kudsiyyelerde, Mektubatlarda bunu okur bunu dinler talebeler. Gelin görün ki, medrese içinde haller bir başka olur.
   Çoğu zaman talebeler birbirleriyle uğraşıp durur.
   Birbirlerinin şalvar pilesine, sarığının büyüklüğüne, saçının uzunluğuna, cebindeki misavağa takılıp bundan takvalık ölçer biçerler.
   Elbette kursun bir düzeni var ise ona uyulacaktır lakin böyle konuların talebeler arasında gündem olması talebeleri birbirine düşürür, asıl düşmanları unutturur, şeytana geniş kapılar aralar.
   Talebeler ulvi şeylerle uğraşıp ufuklara göz dikeceğine birbirleriyle vakit kaybeder ve yıpranırlar.
  Kimse kimsenin takvasını ölçmekle memur değildir. Şayet talebede bir eksiklik varsa hocalar usulünce uyarmasını bilir. Talebeler durumdan vazife çıkarmamalı, takvalık taslamamalıdır.
   Özellikle medreseye yeni gelen talebeler bu sebeplerle medreseden soğuyabiliyor. Dolayısıyla çok dikkatli olmak gerekiyor. Yeni başlayan talebeler “ham sofilik” gibi durumlarla karşılaşırsa aldırış etmemeli kendi yoluna bakmalıdır.
   Talebe kendini geliştirme gayretinde olmalıdır. Medresede İslami ilimlerde zirve olsa da bir insan tarihini, genel kültürünü geliştirmemişse, İslam alemini, küfür alemini, dünyayı tanımamışsa toplum içinde çok faydalı olamayacaktır. Talebeler fırsat buldukça bu konularda kendisini donanımlı hale getirmeye çalışmalıdır.
   Talebe farklı Ehli Sünnet eserlerden faydalanmasını bilmeli, işlediği konuyu Ali Kara hocamız gibi hocalardan tekrar izlemeli ve tekrar etmelidir.
   Talebeler hocaya karşı edepsizlikten kaçınmalı lakin soru sormaktan kaçmamalıdır. Çünkü soru hem talebeyi hem hocayı geliştirir.
TALEBELERE ÖNCE ŞUUR
   Özellikle hafızlık medreselerinde talebelerimize belli şeylerin şuuru verilmeden dayatma yapıldığı için sonradan talebelerde büyük sapmalar görülmektedir.
    Mesela Kur’an-ı Kerim ezberletilir ama şuuru verilmemişse talebe Kur’an okunurken ayağını da uzatır, keyfini de bozmaz, hiç umurunda olmaz, ezan okunurken hiç duymaz. Hatta beli bir zaman sonra dini değerlere karşı laubalilik zuhur eder. Mesela namaz kılmayı bir zorunluluk gibi gördüğünden abdestsiz namaz bile kılabilecektir.
   Dolayısıyla talebeye önce şuur verilmelidir.
   Yukarıdaki bir çok husus da işte bu şuurun verilmesi veya verilmemesiyle de alakalıdır.
ŞUURLU DONANIMLI TALEBE YETİŞTİRİLSİN
   Medresenin içinde bulunan talebeler ve hocalar işin içinde oldğundan dolayı hataları göremeyebiliyorlar. Bizim bütün derdimiz dışarıdan bir bakışla içerinden görülmeyen bu hataları gösterebilmektir.
   İstiyoruz ki medreselerden donanımlı, nitelikli şuurlu hocalar yetişsin ve dahi kimse zayi olmasın. Kimse medreseye girdiği için pişmanlık duymasın. Kimse çocuğunu medreseye gönderdiği için ah vah etmesin. Tam aksine “ne iyi oldu da girdim” ve “ne iyi ettik de gönderdik” derecesinde mutluluk yaşansın ve en önemlisi verilen emekle birlikte hiç bir talebe zayi olmasın…
www.ihvanlar.net

PAYLAŞ