Teberrük Etmek Yani Eşyadan Hayır ve Bereket Ummak Caiz Midir?

Teberrük Nedir?

Teberrük kelimesi bereket kökünden gelmektedir. Bereket, maddi ve manevi artış ve çoğalmayı ifade eder. Bereket, aslında Allah Teâlâ’nın bir sırrıdır. Amel-i sâlihin meyvelerinden biridir. Allah Teâlâ, fazl-ı keremiyle bereket sayesinde beklentileri gerçekleştirir, kötülükleri defeder ve hayır kapılarını açar. Bu manasıyla bereket, Rabbânî bir ihsan, fayda, gizli bir lütuf ve kapsayıcı bir hayırdır.

Teberrük ise, Allah Teâlâ’dan bir şeyle bereketlenmeyi istemektir. Dolayısıyla sâlih zâtların eşyalarıyla teberrük etmenin manası, sâlih zâtların Allah katındaki değer ve kıymetleri sebebiyle Allah (Celle Celâlühü)’den hayrın artmasını istemektir.

Teberrük aslında, eşya olsun, mekân olsun, zât olsun, kendisiyle teberrük edilen şeyle Allah’a tevessülden başka bir şey değildir. Zâtlarla teberrükte, onların Allah Teâlâ’ya yakınlıkları ve Allah katındaki değerleri inancı söz konusudur. Eşya ve mekânla teberrükte ise, bunların bu zâtlara nisbet edilmiş olması, onların şeref ve değeriyle bunların da değer kazanmış ve onları hatırlatması hasebiyle sevilmeleri söz konusudur.

Teberrükle İlgili Kur’ân-ı Kerim’den Deliller
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

اِذْهَبُوا بِقَم۪يص۪ي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَب۪ي يَأْتِ بَص۪يرًا

Şu gömleğimi götürün, babamın yüzü üzerine bırakın da çok iyi gören biri oluversin.” (Yûsuf: 93)

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِه۪ٓ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ ف۪يهِ سَك۪ينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“Peygamberleri onlara dedi ki: Gerçekten O’nun mülkünün âyet (ve alâmet)i; kendisini meleklerin taşımakta olduğu o Tâbût’un size gelmesidir ki, onda Rabbinizden (gelen) bir sekînet, bir de Musa ailesi ile Hârun ailesinin bırakmış olduğu şeylerden bir kalıntı vardır.” (Bakara: 248)

Görüldüğü üzere ilk âyet-i kerimede Yakub (Aleyhisselâm)’ın, oğlu Yûsuf (Aleyhisselâm)’ın gömleği ile teberrük etmesi, ikinci âyet-i kerimede de tabut ve Musa (Aleyhisselâm) ile Hârun (Aleyhisselâm)’ın o tabut içinde bırakmış oldukları eşyalarla teberrükleri söz konusudur.

Teberrükle İlgili Hadis-i Şerif’ten Deliller
1.

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَمَى جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْبُدْنِ فَنَحَرَهَا وَالْحَجَّامُ جَالِسٌ، وَقَالَ بِيَدِهِ عَنْ رَأْسِهِ، فَحَلَقَ شِقَّهُ الْأَيْمَنَ فَقَسَمَهُ فِيمَنْ يَلِيهِ ، ثُمَّ قَالَ: «احْلِقِ الشِّقَّ الْآخَرَ» فَقَالَ: «أَيْنَ أَبُو طَلْحَةَ؟» فَأَعْطَاهُ إِيَّاهُ

Resûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Cemre-i Akabede taş attıktan sonra develerin yanına giderek onları boğazladı. Haccâm oturuyordu, Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) eliyle başına işaret buyurdu, o da sağ tarafını traş etti. Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bunu, yanındakilere taksim etti. Sonra:

– “Diğer tarafı da traş et!” buyurdu. Müteakiben:

– “Ebû Tâlha nerede?” diyerek bunu da ona verdi.[1]

… قَالَ سَهْلٌ: فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَئِذٍ حَتَّى جَلَسَ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ وَأَصْحَابُهُ، ثُمَّ قَالَ: «اسْقِنَا يَا سَهْلُ». قَالَ: فَأَخْرَجْتُ لَهُمْ هَذَا الْقَدَحَ فَسَقَيْتُهُمْ فِيهِ. قَالَ أَبُو حَازِمٍ: فَأَخْرَجَ إِلَيْنَا سَهْلٌ ذَلِكَ الْقَدَحَ فَشَرِبْنَا فِيهِ. قَالَ: ثُمَّ اسْتَوْهَبَهُ إِيَّاهُ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، فَوَهَبَهُ لَهُ

Sehl ibn Sa’d (Radıyallâhu Anh) anlatıyor: Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), bir gün Benî Sâide sofasına ashâbıyla beraber geldi. Bana: “Ey Sehl! Bize su ver” diye buyurdu. Ben de onlara şu bardakla su ikram ettim.

Bu rivâyeti Sehl (Radıyallâhu Anh)’dan nakleden râvî diyor ki: Sehl, bu bardağı çıkarıp bize getirdi. Biz de (teberrüken) ondan su içtik. Daha sonra (o vakit Medine valisi olan) Ömer ibn Abdülaziz (Rahimehullâh) o bardağı kendisine hediye etmesini rica etti. O da o bardağı ona hediye etti.[2]

Esmâ bint Ebî Bekir (Radıyallâhu Anhâ), Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in cübbesini anlatıyor:
…هَذِهِ جُبَّةُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَلْبَسُهَا، كَانَتْ عِنْدَ عَائِشَةَ، فَلَمَّا قُبِضَتْ عَائِشَةُ، قَبَضْتُهَا إِلَيَّ، فَنَحْنُ نَغْسِلُهَا لِلْمَرِيضِ مِنَّا، يَسْتَشْفِي بِهَا

“İşte bu Rasûlüllah (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in cübbesi dedi. Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) giyerdi. Bu cübbe, vefatına dek Hz. Aişe (Radıyallâhu Anhâ)’nın yanındaydı. Vefat edince onu ben aldım. Biz de onu yıkıyoruz ve suyuyla hastalar için şifa dileniyoruz.”[3]

Mervan ibn Hakem (Radıyallâhu Anh) anlatıyor:

وَاللَّهِ إِنْ يَتَنَخَّمُ نُخَامَةً، إِلَّا وَقَعَتْ فِي كَفَّ رَجُلٍ مِنْهُمْ، فَدَلَكَ بِهَا وَجْهَهُ وَجِلْدَهُ، وَإِذَا أَمَرَهُمْ ابْتَدَرُوا أَمْرَهُ، وَإِذَا تَوَضَّأَ كَادُوا يَقْتَتِلُونَ عَلَى وَضُوئِهِ

“Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in sahâbîleri, O’nun tükürüğü ile bile teberrük ediyorlar! O bir şey emredince, O’nun sahâbîleri derhâl emrini yerine getirmeye koşuşuyorlar. O abdest aldığı zaman da abdest suyunun fazlasını birbirlerinin üzerine yığılarak paylaşıyorlardı.”[4]

Ensarlı hanımlardan Kebşe (Radıyallâhu Anhâ) anlatıyor:
دَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَشَرِبَ مِنْ فِي قِرْبَةٍ مُعَلَّقَةٍ قَائِمًا فَقُمْتُ إِلَى فِيهَا فَقَطَعْتُهُ

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) evime geldi ve duvarda asılı olan kırbanın ağzından ayakta su içti. Ben de kalkıp kırbanın ağzını (teberrüken) kesip aldım.[5]

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (Radıyallâhu Anh)’dan naklediliyor:
دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَدَحٍ فِيهِ مَاءٌ، فَغَسَلَ يَدَيْهِ وَوَجْهَهُ فِيهِ، وَمَجَّ فِيهِ، ثُمَّ قَالَ لَهُمَا: اشْرَبَا مِنْهُ، وَأَفْرِغَا عَلَى وُجُوهِكُمَا وَنُحُورِكُمَا

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), içinde su bulunan bir kap istedi. (Kap getirildi), Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) gelen kapta ellerini ve yüzünü yıkadı, içine ağzındaki suyu püskürttü. Sonra bana ve Bilal’e: “Onu içiniz, yüzünüze ve boynunuza dökünüz” buyurdu.[6]

Sâib ibn Yezîd (Radıyallâhu Anh) anlatıyor:
عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ: ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَتْ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنَّ ابْنَ أُخْتِي يَشْتَكِي فَتَوَضَّأَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَشَرِبْتُ وَضُوءَهُ، ثُمَّ قُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ

Teyzem, beni Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’e götürdü ve: “Yâ Rasûlallah! Bu benim yeğenimdir, hastadır” dedi. Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), başımı okşadı ve benim için bereket duası okudu. Sonra abdest aldı. Ben de abdest suyundan içtim ve (iyileşip) Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in arkasından ayağa kalktım.[7]

Sahâbe-i Kiramdan Teberrük Örnekleri
Enes (Radıyallâhu Anh) anlatıyor:
عَنْ أَنَسٍ قَالَ: رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالْحَلَّاقُ يَحْلِقُهُ، وَقَدْ أَطَافَ بِهِ أَصْحَابُهُ، مَا يُرِيدُونَ أَنْ تَقَعَ شَعَرَةٌ إِلَّا فِي يَدِ رَجُلٍ

Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’i berber tıraş ederken gördüm, ashâbı da etrafını sarmıştı. Sahâbe hiçbir saç tanesinin yere düşmesini istemez, illa birinin eliyle alırdı.[8]

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in hanımlarından Ümmü Seleme (Radıyallâhu Anhâ) Annemiz’de Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in saç teli vardı. Bir kimseye nazar değdiğinde, Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in saç telini içine batırıp çıkarmak için Ümmü Seleme Annemize bir bardak su gönderirlerdi ve böylece (o suyu içirerek) nazar değen kişi tedavi edilirdi.[9]
İbrahim ibn Abdirrahman ibn Abdi’l-Kârî (Rahimehullâh), Abdullah ibn Ömer (Radıyallâhu Anh)’ın Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in minberde oturduğu yere ellerini koyup yüzüne sürerken gördüğünü söylemiştir.[10]
Yezid ibn Abdillâh ibn Kuseyd (Rahimehullâh) der ki: Sahâbe-i kiramdan bazılarının (Radıyallâhu Anhum), namaz bitiminde cemaat dağılınca minberin Ravza-i Mutahhara tarafındaki korkuluğuna ellerini koyup, kıbleye dönerek dua ettiklerini gördüm.[11]
أَنَّ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ فَقَدَ قَلَنْسُوَةً لَهُ يَوْمَ الْيَرْمُوكِ، فَقَالَ: اطْلُبُوهَا فَلَمْ يَجِدُوها، فَقَالَ: اطْلُبُوهَا، فَوَجَدُوهَا فَإِذَا هِي قَلَنْسُوَةٌ خَلَقَةٌ، فَقَالَ خَالِدٌ: «اعْتَمَرَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَحَلَقَ رَأْسَهُ، فَابْتَدَرَ النَّاسُ جَوَانِبَ شَعْرِهِ، فَسَبَقْتُهُمْ إِلَى نَاصِيَتِهِ فَجَعَلْتُهَا فِي هَذِهِ الْقَلَنْسُوَةِ، فَلَمْ أَشْهَدْ قِتَالًا وَهِيَ مَعِي إِلَّا رُزِقْتُ النَّصْرَ

Hâlid ibn Velid (Radıyallâhu Anh) Yermûk savaşında takkesini kaybetti. “Onu arayıp bulun” diye emir verdi. (Aradılar ama) bulamadılar. Hâlid ibn Velid (Radıyallâhu Anh) tekrar aramalarını istedi, bu sefer buldular. Bir de baktılar ki eski bir takkeymiş. Bunun üzerine Halid ibn Velid (Radıyallâhu Anh) şöyle dedi: “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) umre yapmış ve saçını kesmişti. Ashâb (Radıyallâhu Anhum) birbirleriyle yarışırcasına kesilen saçlarını almaya başladılar, ben de onlardan öne geçerek alnının saçından aldım ve bu takkenin içine koydum. Bunu yanıma alarak girdiğim bütün savaşlarda Allah’ın yardımı ile rızıklandım.”[12]

Tabiînden Teberrük Örnekleri
Ömer ibn Abdülaziz (Rahimehullâh) ölüm döşeğindeyken Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in saç telini ve kesilmiş tırnağını istedi ve: “Öldüğüm zaman, saç teli ve tırnağı alıp, kefenime koyunuz” dedi.[13]
Muhammed ibn Sîrin (Rahimehullâh) demiştir ki: Ubeyde’ye dedim ki: Bizde Enes ibn Mâlik (Radıyallâhu Anh) (veya ailesi) tarafından gelen Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in saç teli var. Onun bir saç teli, bana dünya ve içindekilerden daha sevimlidir.[14]
Görüldüğü gibi, Allah Teâlâ’nın âyetlerinde, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in emir ve takrirlerinde, sahâbenin anlayışında, tabiînin yaşantısında teberrük her daim var olmuştur. Onlardan sonra gelen ümmet de bu anlayışı nasıl gördülerse o şekilde devam ettirmişlerdir. Dolayısıyla teberrük hakkında hiçbir şüphe söz konusu olmamıştır ve olmayacaktır.

[1] Müslim, Sahih, Hacc, 1305; Buhârî, Sahih, Vuzû’, no: 171; Ebû Davud, Sünen, no: 1981; Tirmizî, Sünen, no: 912.

[2] Buhârî, Sahih, Eşribe, no: 5637; Müslim, Sahih, Eşribe, 2007.

[3] Müslim, Sahih, Libâs, no: 2069; Ebû Davud, Sünen, no: 4054; İbn Mâce, Sünen, no: 2819; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, c. 44, s. 507, no: 26942.

[4] Buhârî, Sahih, Şurût, no: 2731; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, c. 31, s. 243, no: 18928; İbn Hibbân, Sahih, c. 11, s. 216, no: 4872.

[5] Tirmizî, Sünen, no: 1892; İbn Mâce, Sünen, no: 3423; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, c. 19, s. 225, no: 12188.

[6] Buhârî, Sahih, Meğâzî, no: 4328; Müslim, Sahih, Fezâil, no: 2497.

[7] Buhârî, Sahih, Menâkıb, no: 3541; Müslim, Sahih, Fezâil, 2345.

[8] Müslim, Sahih, Fezâil, 2325; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, c. 19, s. 363, no: 12363; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, c. 7, s. 108, no: 13411.

[9] Buhârî, Sahih, Libâs, no: 5896.

عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَوْهَبٍ قَالَ: أَرْسَلَنِي أَهْلِي إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ – وَقَبَضَ إِسْرَائِيلُ ثَلَاثَ أَصَابِعَ – مِنْ قُصَّةٍ فِيهِ شَعَرٌ مِنْ شَعَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ إِذَا أَصَابَ الْإِنْسَانَ عَيْنٌ أَوْ شَيْءٌ بَعَثَ إِلَيْهَا مِخْضَبَهُ

[10] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 1, s. 254.

عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ القاري أنه أنظر إلى ابن عمر وَضَعَ يَدَهُ عَلَى مَقْعَدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنَ الْمِنْبَرِ ثُمَّ وَضَعَهَا عَلَى وَجْهِهِ

[11] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 1, s. 254.

عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُسَيْطٍ قَالَ: رَأَيْتُ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ – صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ – إِذَا خَلا الْمَسْجِدُ أَخَذُوا بِرُمَّانَةِ الْمِنْبَرِ الصَّلْعَاءِ الَّتِي تَلِي الْقَبْرَ بِمَيَامِنِهِمْ ثُمَّ اسْتَقْبَلُوا الْقِبْلَةَ يَدْعُونَ

[12] Hâkim, el-Müstedrek, c. 3, s. 338, no: 5299; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 6, s. 249. Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid’de c. 9, s. 349, bu rivâyeti Taberânî ve Ebû Ya’lâ el-Mevsılî’ye nisbet edip: “İkisinin ravileri de sahih hadis ravileridir” der.

[13] İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 5, s. 406.

[14] Buhârî, Sahih, Vudû’, no: 170.

İSMAİLAĞA TELİF HEYETİ ismailga.org

PAYLAŞ

YORUM YAZIN