İsmi menfaat için en çok kullanılan kişi Cübbeli Hoca

Fayfası kendilerine, zararı Cübbeli Ahmet Hocaefendiye…

Tanınmış bir âlimin veya hocanın çevresinde bulunmak, onun adını kullanarak menfaat elde etmek isteyen bazı kimseler için bir fırsata dönüşebilmektedir. Ne yazık ki bu durum, yalnızca o kimselerin şahsına zarar vermekle kalmamakta, kendisiyle ilişkilendirilen hocanın itibarına da gölge düşürmektedir.

Cübbeli Ahmet Hoca gibi geniş bir kitle tarafından tanınan isimlerin çevresinde bulunan herkesin, o ismin temsil ettiği değerlere aynı ölçüde bağlı olduğunu düşünmek doğru değildir. Bazen birileri, hocaya yakınlığını veya onu tanıdığını öne sürerek insanların güvenini kazanmakta; bu güven üzerinden şahsî menfaat elde etmeye çalışmaktadır. Ancak bu kişilerin yanlışları, istismarları veya ahlaka aykırı davranışları ortaya çıktığında, ne yazık ki eleştirilerin hedefi yalnızca bu kişiler olmamakta, doğrudan Cübbeli Ahmet Hoca da suçlanabilmektedir.

Oysa burada önemli bir ayrım vardır: Bir insanın adını kullanarak işlenen yanlışın sorumluluğu, o yanlışın failine aittir. Bir kimsenin bir hocayı tanıması, onunla aynı ortamda bulunması veya kendisini ona yakın göstermesi, yaptığı her işin o hoca tarafından onaylandığı anlamına gelmez.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ

“Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.” (En‘âm, 164)

Bu ayet, sorumluluğun şahsî olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Elbette bir kimsenin yanlışlara destek vermesi, onları bilerek onaylaması veya önlemesi mümkün olduğu hâlde ihmal etmesi ayrı bir değerlendirme konusudur. Ancak sırf birisiyle tanışıyor veya aynı çevrede bulunuyor diye başka bir kimseyi onun bütün fiillerinden sorumlu tutmak adalet değildir.

Resûlullah ﷺ de şöyle buyurmuştur:

مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا

“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, Îmân, 164)

İnsanların dinî duygularını, bir hocaya duydukları sevgiyi ve güveni kendi çıkarları için kullanmak, ahlâkî açıdan son derece ağır bir davranıştır. Bir hocanın adını kullanarak güven kazanmak, fakat onun temsil ettiği ahlâka aykırı hareket etmek, hem insanları aldatmak hem de o isme zarar vermektir.

Üstelik bu kişilerin hocaya gerçek anlamda bir faydası dokunmadığı hâlde, yanlışları ortaya çıktığında onun yıllar içinde oluşturduğu itibarın zarar görmesine sebep olmaları büyük bir vefasızlıktır. Bir insanın ismini menfaat elde ederken kullanıp işler ters gittiğinde ortaya çıkan zararı ona yüklemek, hakkaniyetle bağdaşmaz.

Burada Cübbeli Ahmet Hoca’nın veya başka bir tanınmış kişinin hiçbir şekilde eleştirilemeyeceği söylenmiyor. Herkes gibi tanınmış şahsiyetler de yaptıkları işlerden, verdikleri kararlardan ve açıkça destekledikleri davranışlardan dolayı eleştirilebilir. Ancak eleştiri, delile dayanmalı; başkalarının işlediği yanlışlar, hiçbir kanıt olmadan bir başkasına yüklenmemelidir.

Müslümanın ölçüsü şahısları körü körüne savunmak da değildir, başkalarının hatalarını bahane ederek haksızlık etmek de değildir. Ölçümüz adalettir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.” (Nisâ, 135’ten)

Sonuç olarak, bir hocanın adını kullanarak menfaat elde eden kimseler, gerçekten ona değer veriyorlarsa öncelikle onun itibarını koruyacak bir ahlâka sahip olmalıdırlar. Onun ismini kendi çıkarlarına basamak yapmak, ardından kendi yanlışlarının faturasını ona kesmek, dostluk değil zarardır. Bir hocaya yakın görünmek başka, onun yükünü hafifletmek başkadır. İsmini kullanarak kazanç sağlayıp yanlışlarıyla ona zarar verenler, yakınlık iddiasında bulunsalar bile gerçekte ona iyilik değil, kötülük etmiş olurlar.

Unutulmamalıdır ki insan, yalnızca kendi yaptığı yanlışlardan değil, başkalarının güvenini nasıl kullandığından da hesaba çekilecektir. Dinî şahsiyetlerin isimleri şahsî menfaatlerin aracı değil, emanet olarak görülmelidir. Çünkü güveni istismar etmek kolay, kaybedilen güveni yeniden kazanmak ise son derece zordur.

www.ihvanlar.net

YORUM YAZIN