Namazla müslüman olanlar

Thomas Arnold diyor ki; ”Şüphesiz müslümanın dini sürekli muhayyilesinde temessül eder.Günlük namazlarda bu din etkileyici huşulu ibadet yoluyla tecelli eder de,ibadet eden ve onu gören etkilenmeden bunu terk edemez.”

Piskopos Lufero şöyle diyor: ”Müslümanlar arasında ilk defa karşıdan bir kimsenin akidelerinin etkisiyle dehşete düşmemesi imkansızdır.Zira nerede olursan ol farketmez,bir cadde kenarında,bir tren istasyonunda veya bir tarlada onların inançlarının aksettiğini bulursun.Gözüne çarpanların çoğunu riyadan,gösterişten uzak bir şekilde huzur ve alçakgönüllülük içinde namazını sınırlı vaktinde eda etmekle meşgul görürsün.”

Meşhur Fransız flozofu Renan de mescidlerde ibadet eden müslümanlardan etkilenmiş ve şöyle
demiştir:”Beni oraya çeken sarsıcı bir meyil olmadan bir mescide hiç girmedim.Diğer bir ifadeyle ;”Her mescide girdiğimde mutlaka Müslüman olmadığımdan dolayı bana bir üzüntü isabet etmiştir.”

Bu görüntü İskenderiye’li bir yahudinin İslam’a girmesine sebep olmuştur. Kendisi bunu şöyle anlatıyor;”Ben şiddetli bir şekilde hasta idim.O esnada beni ürküten İslami bir ilan sesi duydum.Mescide giridiğimde Müslümanları namaz için melekler gibi saf tutmuş halde gördüm.İçimden bir ses;”İşte bu cemaat,peygamberlerin heber verdikleri cemaattir diyordu.Üzerinde siyah elbiseli bir hatip hutbeye çıkınca içime vicdani bir korku düştü.Hatip hutbesini şu ayeti okuyarak bitirdi;”Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri,fenalık ve azgınlığı da yasaklar.O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veiryor.(Nahl 90)

Namaz kılındıktan sonra bu manzara gözümde büyümeye başladı.Müslümanların saf tutuşu bana meleklerin saf tutuşu gibi geldi ve sanki ALLAH secdelerinde ve rukularında onlara tecelli ediyordu.İçimden gizli bir ses şöyle dedi; -Allah bütün asırlar boyunca israiloğullarına sadece iki kez hitap etmiş,bu cemaate ise her namaz vaktinde hitap etmektedir-Böylece ancak müslüman olmak için yaratılmış olduğumu anladım.

İşte Mısır’da Yahudilerin direği meşhur Zeki Arabi! O her mescid gördüğünde veya huşu içinde namaz kılan boyun eğerek dua eden birine gözü takıldığında İslam’a şevk duyardı.Kalbi kulaklarına giren,insanlar için bir olan Deyyan’a ibadet çağıran ezan kelimeleriyle genişledi.O anda nefsinde tereddütler ve sorular hissetti.Aklı her zaman şu soru ile meşgul idi;”Neden İslam ile kucaklaşmıyorum?’‘ Bu tehlikeli ses içinde yükseliyor ve derinlerine işliyordu.Onun bu kıssası 65 yaşında müslüman olduğunu ilan etmesine kadar sürdü…

İşte secde eden bir müslümanı gören bir Alman! Bu gördüğü hareket çok hoşuna gidiyor,o müslüman namazı bitirene kadar ona bakmaktan kendini alamıyor.Namaz bitince de önüne geçip bu hareketlerinin özelliklede secdelerin anlamını soruyor.Bunun üzerine müslüman,namazın anlamını,hikmetlerini ve eserlerini aanlatıyor.O da sanki yıllardır araştırıyormuş da müslüman bunu açıklayınca sevinmiş gibidir.Sanki alnın yer ile buluşması nefsin hastalığından ve sürekli bir sıkıntıdan kurtararak rahata kavuşmuş gibidir.Nefsin bu sıkıntısı tekrar ettikçe alın tekrar yere geliyor ve rahatlık tazeleniyor.O müslüman onu Münih şehrindeki İslam Merkezinde konuşma yaptır ve kendisine İslam’a olan sempatisinin sebebi sorulunca,o da bu tevhide şehadetin etkisini açıklar ve İslam’a girer.

İşte müslüman olduktan sonra Halid Latif Caba adını alan Hindistanlı zengin siyasetçi,yazar Kofhi Lal Caba! Kalbinde parlayan ilk nurun sebebinin namazın görüntüsü olduğunu açıklıyor ve şöyle anlatıyor ”Hindistan’da Müslümanların mescidlerinden birine her uğradığımda kalbimi bu kutsal mekanın azametinin hissiyatı doldururdu.Sürekli şöyle düşünürdüm;müezzin namaz için sesleniyor ve sanki bu nida beni kastediyor!İçimden bir ses şöyle diyordu;Haydi namaza gidelim.Haydi kurtuluşa gidelim.Kalbim mescidde ki müminlerin cemaatine katılmak istiyordu.Bu kuvvetli çağrı öylesine çekiyordu ki,mescide girmemek ve müslümanlarla saf tutmamak için nefsime hakim olamıyordum.Gerçekten de bu isteğe direnecek gücüm yoktu….”

İşte Almanlar arasında hıristiyanlığı yaymakla görevli olan ve kendini Amerikalı Butrus diye adlandıran genç Amerikalı kardeş;Abdussabur Pillar! Allah’ın rahmeti ve lutfu ile bir trafik kazasından kurtulur.Hastaneye kaldırılır ve tam bir sene orada kalır.Bir televizyon satın alarak
odasına koyar. Hidayetinin başlangıcını şöyle anlatır; ”Televizyonda Mekke de namaz kılan müslümanları gördüm.Kral Faysal’ı da namaz kılarken gördüm.Kendi kendime;”İŞTE YOL BUDUR”dedim.Fakat o zamanlar İslam hakkında hiçbirşey bilmiyordum.Bende bu toplulukta kibir olmadığı intibaı uyandı.Çünkü onlar Allah’a secde için alınlarını yere koyuyorlardı.Dedim ki;
”Bu en üstün ibadet yoludur”….

Tayvan dan Çinli kardeş Yung Pencabi müslüman oluşunu şöyle anlatıyor.”Müslümanların Rablerine ibedet usulünü seviyordum.Mescitte cemaat ile namaz kılıyorlar,zillet ve huşu içinde Allah Tebarek ve Teala için secde ediyorlardı.O anda Allah’a ibadette en üstün yolun o olduğunu hissettim…Bu andan beri İslam’ı sevmeye başladım ve onu kendime din olarak kabul ettim.”

Bunlar ve niceleri….Müslüman olmalarına sebep olan şey namazın manasını anlamak olmuş.Bu yazılanlar bizi kıldığımız namazın önemini ne derece hissettiğimizi sorgulamamıza vesile olur inşallah……

www.ismailaga.info
PAYLAŞ