Milli Eğitim Bakanından tepki çeken ziyaret! Bakın hangi toplantıya katıldı

Seçimlerden sonra genelde herkesin gözü kabineye çevrilir. Hangi bakanlığa kim getirilecek senaryoları başlar. Şu son seçimde de çeşitli tahminler yürütülürken genelde insanlar, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları ile ilgilenmekteydi.

Ben de böyle durumlarda en fazla Millî Eğitim, Kültür ve Aile Bakanlıklarını merak ederim.

Kimi ekonominin güçlü olmasını ister. Ben de gençliğimizin güçlü olmasını dilerim.

Kimi hazinenin para ile dolu olmasını ister ben ise gençliğimizin ilim ve irfan ile dolu olmasını murad ederim.

Kimisi parasının artması derdindedir. Ben ise millî birlik ve beraberliğin yükselmesi derdindeyim.

Ekonomi bozulduğunda düzelmesi çok da zaman almıyor fakat nesiller bozulduğunda on yıllar gerekebiliyor.

Nitekim bu köşemde Sayın Cumhurbaşkanımızın zaman zaman eğitimde başarılı olamadık sözlerine ve derin üzüntüsüne çok yer verdim.

Gençlerimiz yıllarca FETÖ örgütünün kıskacında erirken onları uyandıracak ne yapılabildi?

Tarih, din ve edebiyat okumaları gençlere hakkıyla sunuldu mu?

Peki başkanlık sistemine geçildikten sonra MEB’de neler oldu? Gençlerimize yön verecek, millî ve manevi değerler katacak bir müfredat ortaya konulabildi mi? Maalesef hayır. Ziya Selçuk Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini okullara sokabilmenin derdindeydi. Mahmut Özer Bey de teknik söylemlerin ötesine geçemedi.

Son kabinede yer alan Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin Bey’in bütün bunlara ne tepki vereceğini bilmiyordum. Nasıl bir politika takip edecek, ana problemlere eğilecek mi, bir bilgi sahibi değildim. Bana kendisini ve nasıl bir yol takip edecek, beklentileri karşılayacak mı konusunda soru yönelten nice dostuma ve takipçime de; “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” düsturunca “icraatlarını görelim bakalım” diyerek geçiştiriyordum.

İşte bu duygu ve düşünceler arasında iken önceki gün bir kısım gazetelerden ilk icraatına vâkıf oldum.

Açıkçası bu faaliyeti karşısında şok geçirdim desem yeridir! Evet, yeni Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in ilk icraatı, Mehmet Görmez’in güya yüksek düzeyde alternatif din eğitimi faaliyeti yürüten “Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü”nün (İDE) mezuniyet törenine katılmak ve burada bir konuşma yapmak olmuştu.

Sayın bakan, enstitüde yapılan faaliyetleri ve ilmî çalışmaları görünce “Durağan hâle gelen İslam düşüncesine yeniden canlılık kazandıracağını” söylemiş. Sayın bakan bunu bilinçli mi yoksa öylesine mi söyledi bilemem.

Ancak benim bildiğim, bu söz “İngiliz yapımı”dır!..

Mezhepsizlere parlak bir slogan olarak yutturulmuştur.

İslam’ı bozmak ve değiştirmek için söylenir.

İslamiyet neden durağan hâle gelsin! İslamiyet tamamlanmadı mı? Sen mi eksiklerini gidereceksin veya eksik ne görüyorsun söyler misin?

İslamiyet hakkıyla yaşanmıyor diyorsan o başka!

Gençlerimiz İslam’dan niçin uzaklaşıyor, çözüm üretelim diyorsan anlarım.

İmam Hatiplerde, İlahiyatlarda deizm neden patladı diyorsan sebeplerini araştıralım.

Yoksa “İslam düşüncesi”ne Mehmet Görmez zihniyetiyle yeniden canlılık kazandırmak yeni herzeler yumurtlamaktan başka bir şey değildir.

Cumhurbaşkanımıza meydan okumuştu!

Peki Sayın Bakan, Mehmet Görmez’i ne kadar tanıyor acaba? Başkan Yardımcısı olduğu Kuramer’in maksadından ve faaliyetlerinden haberdar mı? Açıkçası anlayamadım.

Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü nereye bağlı? Enstitünün tüm giderleri nereden karşılanıyor? Her önüne gelen enstitü kurup yüksek lisans ve doktora seviyesinde eğitim yaptırabilir mi? Buradan yetişen talebelerin hakkı nedir ve nerelere nasıl getirilecekler? Sayın bakan bunları bildirirse sevinirim!

Yine Sayın Bakan törende, “Mehmet Görmez’in öncülüğündeki ekolün yaptığı ve yapacağı işlerin önemli olduğunu, bu yüzden Görmez’in çalışmalarına destek vermeye hazır olduğunu belirterek, sivil toplumdan akademiye kadar her alanda yeni bir inşa sürecinin başlatılması gerektiğini” söylemiş.

Peki bu noktada asıl önemli husus Sayın Bakan, Görmez’in fikirlerini bilerek mi kendisine bu cesareti veriyor?

Koyu bir Fazlurrahman ve Musa Carullah hayranı olan Görmez, dinde reformu savunmakta ve bunun propagandasını her vesile ile yapmaktadır. Öyle ki DİB Yardımcılığı ve DİB sürecinde bunu neredeyse bir devlet politikası hâline getirmiş ve eyleme dönüştürmüştür.

O Görmez ki, bir FETÖ projesi olan ve nisan ayına sabitlenen “Kutlu Doğum Haftası”nı (Mevlit Kandili) Sayın Cumhurbaşkanımız kaldırtmak ve aslına döndürmek istediğinde yılmaz savunucusu olmuştu. Görevden alınıncaya kadar da Sayın Cumhurbaşkanımıza meydan okurcasına, bu mücadelesinden vazgeçmemişti.

Görmez, bu gücü bu kuvveti kimden alıyordu? Sonra âyet-i kerime ayıklamaları ile gündeme gelen Kuramer’de faaliyetlerine devam ederken bir taraftan da İDE’yi kurdu. Reformist faaliyetlerine tam gaz devam etti.

Görmez’i ve faaliyetlerini şahsi olarak destekleyeceğini ifade eden sayın bakan bilsin ki o artık şahsilikten öte bir konumdadır. Onun faaliyetleri artık devletin en mühim bir bakanlığını bağlamaktadır. Bu benim şahsi işim deyip geçiştiremez. Şahsi iş yapacaksanız istifa edip Görmez’in yanına gidebilirsiniz! Yok devam edecekseniz Görmez’in şu fikirlerinden hangisini destekleyeceksiniz, söyler misiniz? Bakınız Görmez çeşitli makalelerinde şunları söylemektedir:

“Bazı sahabe ve râviler, olaylardan çıkardıkları yanlış hükmü, fıkhî bir formülasyona sokarak Hazreti Peygamber’e isnat etmişlerdir (Hadislerde Delalet Sorunu”, s. 240). Şu ifade açıkça, şanlı Peygamber efendimiz tarafından ‘hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz’ diye övülen sahabe-i kiram efendilerimize büyük bir iftira değil midir?

“Hadislerin peygambere aidiyeti kesin bile olsa, toplum tarafından kabul edilmiyor ve toplumda uygulanmıyorsa, bir değeri yoktur”, (Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu, s. 222-240) ifadesiyle de, hadisleri uygulanabilir uygulanamaz noktasına getirmektedir. Peki kime göre uygulanmayacaktır? Kararı kim verecektir: Toplum!

İnce düşünülürse dini temelinden sarsan fasit bir görüş ile karşı karşıya değil miyiz? İşte hadis-i şeriflerden sonra şimdi de aynı fasit düşünce, Kuramer eliyle âyet-i kerimelere varmış durumdadır. Bunların yarınlarda toplumun kabul edilebilir kabul edilemez anlayışı içerisinde âyetleri tartışacakları günler yakındır.

Sayın Bakan’a sormak istiyorum: Kendilerini bu konularda mı destekleyeceksiniz?

“Başörtüsünün taabbudî, dinî ve Hukukî (fıkhî) olmayıp, ahlaki (mendup) bir gelenek olduğunu”, (İslamiyat Dergisi, Cilt 4, Sayı: 2, sayfa, 33) ifade etmesinin FETÖ’nün “başörtüsü teferruattır” şeklindeki hezeyanından ne farkı vardı?

Bütün bunlara ilaveten Görmez’in başkanlığı döneminde en büyük FETÖ projesi olan “Dinlerarası Diyalog” konusu Diyanet’te bir masa kurularak temsil ediliyor ve tam gaz devam ettiriliyordu.

Sayın Bakan bütün bu görüş, düşünce ve davranışlardan habersiz midir? Buna evet demek mümkün değildir.

Kuramer’deki vahim faaliyetlere ise şimdilik girmiyorum.

“İçeride kimse varsa bir işaret yetişir” demişler!

Evet bazen bir işaret veya bir icraat geleceği anlamaya yeter!

Ben mesajımı aldım. Açıkçası yeni bakandan istediğim manada bir beklentim kalmamıştır.

İyi, güzel ve faydalı işler bekleyenler, beklemeye devam edebilir!

Yaşayan görecektir.

    TEFEKKÜR
    Yâr bildi hâlimi çok söze hâcet kalmadı
    İstikamet ehli olan hak yolundan şaşmadı

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
30.06.2023

PAYLAŞ