HAZRETİ ALİ (RADIYALLAHU ANH)

CENNET İLE MÜJDELENENLER-4
  Babası, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın amcası olan Ebu Talib, annesi ise Fatıma binti Esed bin Hişam bin Abdi Menaf’tır. Annesi Müslüman olup sahabî kadınların büyükleri arasına girmiştir. Ali (Radıyallahu Anh) bilindiği gibi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın amcasının oğlu­dur. Ebu’l-Hasan künyesiyle anılan Ali (Radıyallahu Anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından Ebu Turâb künyesiyle de künyelenmiştir.[75]

   Ali (Radıyallahu Anh) rivayetlere göre Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) ın risaletinin ikinci günü 8 veya 12 yaşında olduğu halde Müslüman oldu. Kendisi Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın damadı, dördüncü halifesi ve kendisiyle beraber ilk namaz kılan kişidir.[76] Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in hicret ettiği gece, hayatî tehlikeyi göze alarak büyük bir cesaretle onun yatağında yatmış ve kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine iade ederek bir gün sonra Nebi’nin talimatı gereği hicret etmiştir. Tebuk Seferi hariç Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber benzeri savaşlara katılarak üstün bir kahramanlıkla savaşmıştır. Kendisi, savaş meydanlarında karşısına çıkanların hepsini yenmesi ve onunla karşı karşıya gelenlerin yaşamamasıyla ün yapmıştır. Hemen hemen her savaşta yara alan Ali (Radıyallahu Anh) bir rivayete göre Uhud savaşında 16 yara almıştır.

   Öte yandan ilmî bir dehaya sahipti. Hatipliği ve edebiyatı müstesna bir derecede idi. Hikmetli sözleri, hutbe ve şiirleri meşhurdur. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu genç yaşta Yemen’e kadı olarak göndermiştir. “Ya Rasûlallah! Beni gönderiyorsun ama ben tecrübesizim, onla­rın arasında nasıl hüküm vereceğimi bilmiyorum.” deyince Rasûlullah (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek elini göğsüne vurmuş ve: “Allah’ım! Bunun kalbine hidayetini ver ve dilini sabit kıl.” diye dua etmişti. Ali (Radıyallahu Anh) bu duadan sonra iki kişi arasında hüküm vermek hususunda hiç tereddüt etmemiştir.[77]

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini çok se­verdi:

1. Ali (Radıyallahu Anh), bir seferde komutasındaki müfrezenin elde ettiği ganimet paylaşımı neticesinde kendisine düşen cariyeyle birlikte oldu. Bundan rahatsız olan bazı sahâbîler Medine’ye dönüşte bu durumu Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a anlatarak Ali (Radıyallahu Anh) yi şikayet ettiler. Buna çok kızan Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ali’ den ne istiyorsunuz? Ali bendendir ve ben Ali’denim. Benden sonra, Ali her mü’minin velisidir.”[78] buyurmuştur.

2. Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) Ra­sû­lul­lah’ın kızı Fatıma ile evlenmek istediler, Rasûlullah (Salallahu Aleyhi ve Sellem) onlara: “O daha küçüktür.” dedi. Onu Ali (Radıyallahu Anh) isteyince onun teklifini kabul etti.[79]

3. Hayber’de kuşatma uzun sürmüştü. Bir akşam Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Sancağı yarın öyle birine vereceğim ki, o Allah’ı ve Rasûlü’nü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever. Ve Allah fethi ona nasip edecek.” buyurdu. O geceyi herkes, o kişinin kim olduğunu merak eder ve kendisini umar halde geçirdi. Sabah olunca Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali (Radıyallahu Anh) yi çağırttı, o gözlerinden rahatsızdı. Gözlerine (rukye yaparak) tükürdü ve şifa için dua etti, müteakiben gözleri iyileşti. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sancağı ona teslim etti ve bazı nasihatlarda bulundu. Müteakiben Allah (Azze ve Celle) fethi ve zaferi ona nasip etti.[80]

4. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine, Kur’ an’a ve Ehli Beyti’ne ehemmiyet göstermelerine emretmişti. Mübâhele ayeti[81] nazil olunca Ali, Fatıma, Hasan ve Hü­seyin (Radıyallahu Anhum)  i çağırdı da: “Ya Allah! İşte bunlar benim Ehli Beyti’mdir.” buyurdu.[82]

5. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescitten Ali (Ra­dıyallahu Anh) nin kapısı hariç tüm kapıların kapatılmasını emretti.[83]

6. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir başka hadisinde ‘Ali’ yi ancak mü’minin seveceğini ve ona ancak münafığın buğzedeceğini’ bildirmiştir.[84]

7. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Kim Ali’ye söverse bana sövmüş olur.” buyurdu.[85]

8. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Ey Allah’ım! Onu (Ali’yi) seveni sev, ona düşman olana da düşman ol!” diye dua etmiştir.[86]

9. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashâbıyla beraber Tebuk Seferi’ne giderken yerine vekil olarak Ali (Ra­dıyallahu Anh) yi Medine’de bıraktı. Bunun üzerine bazıları bu olay hakkında ileri geri konuşunca bunlar Ali (Radıyallahu Anh)  nin ağrına gitti ve Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a yetişerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni Medine’de çocuk ve kadınlarla bıraktın. Nihayet onlar hakkımda konuşmaya başladılar.” diye şikayetlenince Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: “Ey Ali! Benim katımda, Harun’un Musa’nın katındaki derecesindesin. Ne var ki benden sonra Nebi ve Rasûl yoktur.”[87] buyurdu.[88]

Sahâbîler de Ali (Radıyallahu Anh) yi severler ve hakkını korurlardı:

1. Muaviye, Sa’d bin Ebi Vakkas (Radıyallahu Anh) a: “Ebu Turâb’a sövmekten seni alıkoyan nedir?” dediğinde Sa’d (Radıyallahu Anh): “Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın Ali’ye söylediği şu üç sözü hatırladığım müddetçe Ali’ye asla sövmem. Allah’a yemin ederim ki, o sözlerden bir tanesinin benim için olması bana kırmızı develerden ki Arapların en kıymetli mallarındandır daha sevgili olurdu: Onu Harun (Aleyhi’s-Selam) a benzetmesi, Ehli Beyti’m diye tanıtması ve Hayber’de sancağı ona teslim etmesi.” demişti.[89]

2. İbni Ömer (Radıyallahu Anhuma) e bir adam Ali (Ra­dıyallahu Anh) hakkında sorduğunda Ali’nin güzel amellerini zikretmiş ve: “Ali budur, evi de Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın evlerinin ortasındadır.”demiştir.[90]

3. Gene İbni Ömer (Radıyallahu Anhuma) Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tan şöyle rivayet etmiştir: “Hasan ve Hüseyin (Radıyallahu Anhum) cennet ehlinin gençlerinin seyyidleridir. Babaları ise ikisinden daha hayırlıdır.”[91]

   Ali (Radıyallahu Anh) nin hüküm ve fetvaları yayılmış ve meşhur olmuştur. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tan 536 hadis rivayet etmiştir.[92] Kendisinden hadis rivayet edenler de başta oğulları Hasan ve Hüseyin olmak üzere İbni Mes’­ud, Ebu Musa, İbni Ömer, İbni Abbas, Ebu Râfi, Ebu Said, Süheyb, Zeyd bin Erkam, Cerir bin Abdullah, Ebu Umame, Berâ bin Âzib, Ebu Cuhayfe, Ebu’t-Tufeyl ve başkaları­dır.

   Küçük yaştan itibaren İslâmiyete sarılarak bütün gücü ile dine yaptığı büyük hizmet ve fedakarlığı ile bilinen bu değerli zâtın halifeliği 4 sene 9 ay 10 gün sürmüş[93] ve bilindiği gibi bu devre çok hâdiseli geçmiştir. Kendisine ısrarla yapılan halifelik teklifini kabul etmemiş, bu sebeple ümmet sekiz gün başsız kalmıştı. Bundan dolayı halk arasında huzursuzluk ve tedirginlik baş göstermiş, neticede kendisine yapılan baskılara dayanamayarak teklifi kabul etmiştir.

    Bu dönemde Osman (Radıyallahu Anh) ın katillerini muhafaza etmekle suçlanmış, Müslümanların karşı karşıya geldiği Cemel ve Sıffîn vak’alarına muhatap olmuştur ki, Cemel Vak’ası’nda Talha bin Ubeydullah ile Zübeyr bin Avvam (Radıyallahu Anhuma) haince şehit edilmişlerdi. Sıffîn Vak’ası’nda hakem seçimine mecbur bırakılmış, yaptığı vaade bağlı kaldığı için Hâricîler diye adlandırılan gurup kendisinden ayrılmış ve o da, dinden okun yaydan çıktığı gibi çıkan bu gurupla Rasûlullah (Sal­lal­lahu Aleyhi ve Sellem) ın önceden bildirdiği gibi Nehravan’da savaşmıştır.
   Hâricîler buna rağmen boş durmamış, ümmeti Ali (Radıyallahu Anh) ye karşı kışkırtmaya devam etmiş ve neticede kendisini ‘fitnenin başı’ diye nitelendirip onu, Muaviye’yi ve Amr bin As’ı öldürenin cennete gireceğini dile getirerek onların katlini teşvik etmiş ve planlamışlardı. Neticede bu suikasttan Muaviye ve Amr bin As kurtulmuş, ancak İbni Mülcem isimli Hâricî tarafından hicretin 40. yılı Ramazan ayı­nın 27. günü sabah namazında hançerlenen Emîr’ul-Mü’minîn Ali (Radıyallahu Anh), 2 gün sonra 63 yaşındayken Kûfe’de şehit olmuştur.

Allah ondan razı olsun ve bizi kendisine komşu kılsın.
PAYLAŞ