Peygamberimizin Ümmi olması ne demektir?

   Bazıları nedense Peygamberimizin faziletlerini inkar ederken “ümmi” yani okuma bilmemesini kabul etmeyerek Peygamberimizin okur-yazar olduğunu ispat etmeye çalışırlar. Bunun için de Kur’an ayetlerini kendi kafalarına göre yorumlar ve ayetlerde geçen ifadeleri tevil etmeye kalkarlar… İşte bu konuda aydınlatıcı güzel bir yazı:
“Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resul’e, o ümmi peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” A’raf su. 157.
   Kur’an-ı Kerimin A’raf suresi 157. Ayette, Ümmi olan, okuma yazma bilmeyen Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yedi özelliğinden bahsedilmektedir. Mukaddes Kitaplardan Tevrat’ta ve İncil’de Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ümmi olduğu belirtilmekte, birçok özelliği bildirilmekte ve bu konuda bu kitaplarda kayıt bulunmaktadır. Evet, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ümmi idi.
   “O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler”. Cuma su.2.
   “Ümmi”; sözlükte “kastetmek” anlamındaki “emm” kökünden veya anne anlamına gelen “ümm” ya da topluluk, millet gibi manaları ifade eden ümmi kelimesine nispetle elde edilen ümmi “ okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş; az konuşan, konuşurken hata yapan kimse” demektir. Ümme nispeti halinde “anasından doğduğu gibi kalan, tabiatı bozulmayan, bu hususta eğitim öğretim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse demektir. İslam Ansk. 42/309.
   Ümmi Kur’an’da altı yerde geçmektedir. Bunlardan ikisi tekil olarak (A’raf 7/157-158) Peygamberimizin vasfı olarak kullanılırken diğer yerlerde çoğul haliyle “ümmiyyun” şeklinde zikredilmiştir. Diğer dört yerden birinde (Bakara 2/78) Yahudilerden bir topluluk, üçünde de (Al-i İmran 3/20, 75; Cuma 62/2) Araplar kastedilmiştir.
    Ümmi kelimesi hadislerde de “yazı yazmayı bilmeyen, tahsil görmemiş kimse” anlamında geçer. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, “Biz ümmi bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız” buyurmaktadır. (Buhari, Savm, 13; Müsned, II,43,56,122) İslam Ansiklopedisi, 42/309.
   Müslim’ de ise “Biz yıldızların hareketinden hesap çıkarmayan ve yazı yazmayı bilmeyen bir milletiz.” (Müslim, Siyam, 15) rivayeti mevcuttur.
   Hz. Peygamber (sav) Efendimizin ümmiliğinin kelimenin “okuma yazma bilmeme, eğitim almamış olma” biçimindeki anlamına uygunluğu konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahsil görmemiş bir ümmi iken Kur’an gibi bir kitap getirmiş olması onun bir mucizesi kabul edilir. (Fahrettin er-Razi,XV,20, Bursevi,III,25) İslam Ansiklopedisi, 42/309.
   Okuyup yazmak için bir öğretmenden öğrenmek lazımdır. O’nun yetiştiği dönemde Mekke’de okul yoktu. Az sayıda kimse, buraya dışarıdan gelen okuryazar kişilerden ve bu kişilerin öğrettiği kişilerden kendi gayretleriyle okuma yazma öğrenmişlerse de Hz Peygamber (sav) Efendimiz okuma yazma öğrenmedi. Şüphesiz ileride kendisine verilecek Peygamberlik görevi ve ilahi hikmet gereği onun okuryazar olmamasını gerekli kılıyordu. Hira mağarasında kendisine ilk vahiy getiren Melek (Cebrail) ona “oku” dediğinde, “ben okuma bilmem” dediğini hepimiz biliyoruz.
   Peygamber (sav) Efendimizin bir öğretmeni veya ona Kur’an bilgilerini öğreten bir bilgin (kişi) olsaydı, Peygamberimizin tebliğdeki başarısı ve Kur’an-ı Kerimin üstün belağatı karşısında kendisini tutamaz ve “ onu ben öğrettim, onun hocası benim, o benim talebemdir” diyerek bu cihanşümul başarı ve şerefin aslında kendisine ait olduğunu söyler, bununla övünmesi icap ederdi. Sözüne güvenilir aklı başında hiç kimse böyle bir iddiada bulunmamıştır.
   Peygamber (sav) Efendimiz, “Hz. Hatice anamızla evleninceye kadar hayatının asıl öğrenme çağı çobanlıkla geçmiştir. Okuyacağı okul olsa bile okuyacak zamanı yoktu.
   Hz. Cabir (ra) anlatıyor: “… Resulüllah (sav) Efendimize, “Siz koyun da güttünüz mü?” diye sordum. Peygamber (sav) Efendimiz: “Hiç koyun gütmeyen Peygamber var mı?” cevabında bulundu.” Buhari, Et’ime, 50. Enbiya 29: Müslim, Eşribe 163. (2050)
   Resulullah (sav) ümmi olan kavminin arasında onlar gibi ümmi yetişti. Ne okuyabiliyor ne de yazabiliyordu. Her halde bunun hikmeti, insanlara bu risaleti sunmaya fıtratına rabbani eğitimden başkasının ulaşmadığı birinin görevlendirilmesi olsa gerek. İnsanlara bu daveti, yeryüzü değerlerinden etkilenmemiş saf ve berrak bir kalp sahibinin yapması, saf insan fıtratının ona yönelmesi irade edilmiş olsa gerektir.
   “(Ey Muhammed!) De ki: “Ey İnsanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi olan peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” A’raf su. 158.
   Peygamber (sav) Efendimizin ümmi oluşu, okuma yazma bilmemesi, bu mucize olan Kur’an-i Kerim’in Allah’tan olduğuna en büyük delildir.
   “Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.” Ankebut su.48.
   Daha önce sen bir kitaptan okumuş ve elinle onu yazmış değildin. “Ey Muhammed! Sana bu Kur’an gelmezden önce kavmin içinde bir ömür boyu kalmış, bir kitap okumamış, güzel bir şekilde yazı da yazmamıştın. Gerek senin kavmin ve gerekse başka kavimler iyi bilirler ki sen okumayan, yazmayan ümmi birisisin.” Eli ile bir satır ve hatta bir harf dahi çizmemiştir. Bunu böyle bildikleri halde yine:
   “(Bu Kur’an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okumaktadır” dediler.” Furkan su. 5.
Bunun iftiranın cevabını Yüce Allah bir sonraki ayette şöyle vermektedir:
   “(Ey Nebi!) deki: “ O Kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandı, çok merhamet edendir.” Furkan su.6.
   “(Ey Nebi!) Biz, sana bu Kur’an-ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.” Yusuf su.3.
Ehli Kitap kendi kitaplarında son peygamberin okur-yazar olmadığını görüp biliyorlardı. Müşrikler de onu çok iyi tanıyorlardı. Bu ayetlerde bilhassa onların dikkati bu açık alamete çekiliyor.
Hudeybiye anlaşmasında Müşrikler adına Süheyl ibn Amr, Peygamber (sav) Efendimizle anlaşma maddelerini görüşüyor, Hz. Ali (ra) da kâtiplik yapıyordu. Anlaşmanın başına, Peygamberimiz “Bismillahi’r-Rahmani’r Rahim.” Yaz buyurdu. Süheyl buna karşı çıktı ve “Bismike Allahümme, “Allahım! Senin isminle yazmağa başlarım”. Böyle yaz dedi. Müslümanlar hep bir ağızdan;
“ Vallahi biz onu yazmayız, kabul etmeyiz. “Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim” yazılmasını siteriz” demişlerdi. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali(ra) ya:
-“Haydi Bismike Allahümme yaz” buyurdu. Sonra da:
“ Bu kitap Allah’ın Resulü Muhammed’in uygun görüp yerine getirip imzaladığı bir anlaşmadır..” diye yazmasını emretti, fakat müşrikler adına Süheyl, “Allah’ın Resulü” sözünü kabul etmeyeceklerini bildirmeleri üzerine Hz. Ali’nin öfkelendiği ve “Vallahi ben bu cümleyi silmem” demesi üzerine Peygamber (sav) ona, o cümlenin yerini sordu ve kalemi Hz. Ali’den alıp gösterilen cümleyi sildi, yani üzerini karaladı. Onun yerine “Muhammed bin Abdullah” yazmasını emrettiği rivayet edilir. Bazı rivayetlerde, Peygamber (sav) Efendimizin kendi ismini ve babasının ismini yazmasını biliyordu söylenirse de gerçek öyle değildir. . Tecrid-i Sarih Ter.8/ 1164 nolu hadis, s.142-190. Asrın Kur’an Tefsiri. 9 / 4653.
   Çünkü Yüce Allah (Celle Celaluhu) yukarıdaki ayette: “Daha önce sen bir kitaptan okumamış ve elinle onu yazmış değildin.” Buyurmaktadır. (Ankebut su.48.)
   Endülüs ilim adamlarına göre; “Hz. Peygamber (sav) Efendimiz hiçbir zaman okuyup yazmadığını, yani okur-yazar olmadığını, aksini iddia edenlerin büyük günah işlediklerini belirtmişlerdir.
   Kadı Iyaz, Muaviye’den (Radıyallahu anh) şu rivayeti nakletmiştir: “Muaviye kâtiplik yaparken Hz Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: “Hokkayı yere koy, kalemi değiştir. (b) harfini doğru yaz. (sin) harfinin dişlerini iyice ayırıp belirli eyle. (mim) harfini körleştirme, Allah ismini güzel yaz. Rahman ismini biraz uzat (yani nun harfinin kuyruğunu uzat). Rahim kelimesini iyice yaz” diye emir ve tavsiyede bulunmuştur.” Tefsiri Kurubi, 13(353.
   Yüce Allah’ın hikmeti; ona indirdiği Kitapla eğitimini ve yönlendirilmesini bizzat kendisinin üstlenmesi için, seçtiği Resulünün ümmi olması gerekiyordu. Ayetler sürekli olarak onu, Rabbinin dilediği tarafa yönlendirecek şekilde iniyor, bilmediği şeyleri ona öğretiyordu.
   “Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfü çok büyüktür.” Nisa su. 113.
   “Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu asla unutmayacaksın.” A’la su. 6.
   Peygamber (sav) Efendimiz okuryazar olmadığı halde, bir suresinin benzeri bile ortaya konulamayan bir kitap (Kur’an) getirmiştir. Peygamberliği döneminde kendisine indirilen bu kitabı okuyor, tekrarlıyor, açıklıyor ve tek bir harfinde bile tereddüde düşmüyordu.
   “De ki: “Eğer Allah dileseydi (bana bu Kur’an-ı indirmezdi. Ben de) onu size okumazdım. (Allah) onu (benim lisanımla) size bildirmezdi de. Ben ondan (Kur’an’dan) önce (bu güne kadar) içinizde bir ömür durmuşum (yaşamışım) dır. Siz hala aklınızı kullanmaz mısınız?” Yunus su.16.
   Müslim’in Sahih’inde, İyaz İbn Himar’in rivayet ettiği hadis-i kutside Yüce Allah şöyle buyurmaktadır : “Şüphesiz ben seni deneyeceğim, insanları da seninle deneyeceğim. Sana öyle bir kitap indireceğim ki, onu su yıkamayacak. Sen onu uyurken ve uyanıkken okuyacaksın. Yani onun yazılı olduğu yer su ile yıkanmış bile olsa yıkanılan o yere ihtiyaç duyulmayacaktır.” Hadislerle Kur’an Tefsiri. 12/6311.
   “Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden Hak gelmiştir. O halde, sakın şüphe edenlerden olma!
   “Sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.
   “Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar” Yunus su. 94-96.
   Rabbim bizleri O ümmi Peygambere ümmet eylesin…
Kemalettin AKSOY Bayburt İl Müftüsü

PAYLAŞ