ABDURRAHMAN BİN AVF (RADIYALLAHU ANH)

CENNET İLEM ÜJDELENENLER-7
   Künyesi Ebu Muhammed’dir. Cahiliye zamanında ismi Abdu Amr idi. Annesinin adı ise Şifa’dır. Fil Vak’ası’ndan on sene sonra 581 yılında doğmuştur. Kendisi otuz yaşına geldiğinde Allah (Azze ve Celle), kulu Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e nübüvvet ve risalet görevini verdi.

   Ebu Bekir (Radıyallahu Anh), içinde Abdu Amr’ın da olduğu beş kişiye İslâm’ı takdim etti (diğer dört kişi Osman bin Affan, Talha, Zübeyr, Sa’d bin Ebi Vakkas’tır). Bu takdime istisnasız hepsi icabet ederek Müslüman oldular. Böylece Abdu Amr Müslüman olan ilk sekiz kişiden birisi olarak şereflendi. Müslüman olunca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adını değiştirerek Abdurrahman koymuştur.[123]

   Ashâb-ı Kiram içinde cennetle müjdelenen on,[124] Ömer (Radıyallahu Anh) tarafından kendisinden sonraki halifeyi tayin etmeleri için oluşturulan altı güzide sahâbîden birisidir.[125] İlk Müslümanların karşılaştıkları işkencelerle o da karşılaşmış, onlarla birlikte sabır ve sebat göstermiştir. İşkenceler dayanılmaz boyutlara ulaşınca da önce Habeşistan’a, oradan da Medine’ye hicret eden muhacirlerdendir. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bedir’den itibaren küfürle yapılan bütün savaşlara katılmış, önemli yararlılıklar göstermiş ve bunların nişânesi olarak da derin yaralar almıştı. Hafız İbni Hacer’in bildirdiğine göre özellikle Uhud’da yirmi bir yara almıştır. Hatta ayağına aldığı bir yara sebebiyle topal hâle geldiği anlatılmaktadır.

   Bilindiği gibi hicretin yedinci ayında, mescit inşasının bitimi sırasında Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muhacirler ile Ensar (Medine’nin yerleşik halkın) dan kırk beşerden doksan kişi arasında Medine’deki evinde kardeşlik ahdi yaptı.[126] Böylece tarihin kaydettiği benzersiz dayanışma ve yardımlaşma müessesesi kurulmuş oldu. Bu ahit esnasında Abdurrahman’a, Sa’d bin er-Râbi (Radıyallahu Anh) kardeş yapıldı. Sa’d (Radıyallahu Anh) kardeşine hitaben: “Ben mal cihetiyle Ensar’ın en zenginiyim, malımı ikiye böleyim. İki tane de hanımım var. Bak, hangisi hoşuna giderse onu boşayayım, iddeti bitince onunla evlenirsin.” dedi. Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh)  da Sa’d (Radıyallahu Anh)  a: “Allah ehlini ve malını sana mübarek kılsın.” diye karşılık vererek ticaret yapılan çarşılarını sordu. Ona Beni Kaynuka çarşısını gösterdiler. Artık her gün o çarşıya gider gelir, keş ve yağ alıp satardı. Böylece mehir verebilecek kadar para biriktirip Ensar’dan bir kadınla evlendi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun üzerine bir koyun ile de olsa velîme yemeği yedirmesini emretti.[127]

   Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) başarılı bir tacirdi. Malının çoğunu ticaret ile elde etmişti. Bu sayede sayılı zenginlerden olmasına rağmen malını Allah yolunda harcamaktan geri durmazdı. Bunun en bariz misali de şudur: Aişe validemizden rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (hanımlarına hitaben) şöyle buyurdu: “Sizin benden sonraki durumunuz beni cidden düşündürüyor. Size, ancak (çokça vermeye gücü yeten) tahammülü olanlar tahammül edeceklerdir.” Sonra Aişe (Radıyallahu Anha) Abdurrahman bin Avf’ın oğlu Ebu Seleme’ye hitaben şöyle derdi: “Allah senin babana Cennet Selsebîli’nden içirsin! Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin hanımlarına kırk bin dinara (diğer bir rivayette dört yüz bine) satılan bir mal (bahçe) vasiyet etmişti.”[128]

   Bir seferde Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) def’i hacet için arkaya kaldı. Öndeki gurup ileride mola vermişti. Rasûlullah’ın gelmesi gecikince Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) ın imamlığında sahâbîler namaza durdular. Henüz bir rek’at kılmışlardı ki Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanlarına geldi. Onun gelişini farkeden Abdurrahman (Radıyallahu Anh) öne geçmesi için gerilemeye başladı. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) da ona yerinde kalması için işaret etti ve arkasında namaza iştirak etti.[129] Ömer (Radıyallahu Anh) de sabah namazı esnasında Ebu Lû’lû isimli Mecûsî tarafından hançerlenince, Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) ı elinden tutup mihraba geçirdi ve o da cemaate hafif bir namaz kıldırdı.[130]

   Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) ın yönetim, siyaset ve iktisattaki düşünceleri oldukça isabetliydi. Bu alanlardaki birçok problemi gayet yerinde ve doğru fikirler ortaya koyarak çözüme kavuştururdu: Ömer (Radıyallahu Anh) in halife tayini için tespit ettiği şûrâ heyeti, cenazenin defnini müteakip toplandı. Bu toplantıda Abdurrahman (Radıyal­lahu Anh) ihtilafı azaltacak ve seçimi kolaylaştıracak şu zekîce teklifi yaptı: “Üç kişi seçim reyini gönül hoşluğu ile diğer üç kişiye vererek seçimden çekilsin.” Bu teklif üzerine Zübeyr Ali’ye, Talha Osman’a ve Sa’d bin Ebi Vakkas da Ab­durrahman’a reylerini tahsis ederek seçimden çekildiler. Bundan sonra, gene Abdurrahman (Radıyallahu Anh) Ali ve Osman (Radıyallahu Anhuma) a bu üç kişiden birinin halife adaylığından ferâgat ederek halkla istişare neticesinde halifenin tayini yetkisini o kimseye vermeyi teklif etti. Ali ve Osman (Radıyallahu Anhuma) bu teklife sukût edince: “Öyleyse seçim işiyle uğraşmayı bana veriyor musunuz? Allah üzerime şahittir ki, ben sizin efdalinizi seçmede adaletsizlik yapmayacağım.” dedi. Onlar da bu teklifi kabul ettiler. Abdurrahman (Radıyallahu Anh) üç gün, üç gece uyku uyumaksızın bütün Müslüman tabakalarıyla istişare yaparak genel arzuyu anladı. Son yapılan hilafet toplantısında önce Ali (Radıyallahu Anh) yi, sonra da Osman (Radıyallahu Anh) ı layık oldukları şekilde övdü, onlara faziletlerini ikrar ederek seçilene, seçilmeyenin itaat edeceğine dair inancını belirtip her ikisinden de sağlam bir mîsak aldıktan sonra Osman (Radıyallahu Anh) a: “Ey Osman, elini kaldır!” dedi ve ona bey’at etti. Müteakiben Ali (Radıyallahu Anh) ve ardından da Medine ahalisi bey’at etti. Böylece bu önemli ve kritik mesele sorunsuz olarak  gönül hoşluğu ile halloldu.[131]

   65 hadis rivayet eden[132] Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) hicretin 31. yılında 75 yaşında olduğu halde Medine’de vefat ederek daha yaşarken müjdelendiği ebedî saadet yurduna kavuştu. Namazını Osman (Radıyallahu Anh) kıldırdı ve Cennetü’lBâki’ye defnedildi.

Allah ondan razı olsun ve bizi kendisine komşu kılsın.
PAYLAŞ