Mehmet Görmezi Parlatma Faaliyeti mi bu?

Son yıllarda Diyanet kurumuna damgasını vurmuş bir isim var: Prof. Dr. Mehmet Görmez.

2003-2010 yılları arasında Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı, 2010-2017 yılları arasında ise Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Mehmet Görmez bilhassa 2016 yılından itibaren hep tartışmaların odağında kaldı.

15 Temmuz darbe kalkışmasının ertesinde Diyanet’te FETÖ yapılanmasına hiç ses çıkarmamakla suçlanan Görmez, bu terör örgütüne karşı milleti ve gençliği uyarmadığı için de çok tenkit edildi.

Hatta kendisi bir TV programında 2009 yılında Kazakistan’da emekli bir diyanet işleri başkanının FETÖ konusunda kendisini uyardığını bildirmişti. Ne hazindir ki Kazakistan emekli diyanet işleri başkanının kendisini uyardığını Türkiye ancak meş’um darbe teşebbüsünden sonra 2017 yılında öğrenebilecekti. Bunlar muhtemelen zevahiri kurtarma çabalarıydı.

Görmez’in 15 Temmuz gecesinde o zaman MİT’in başında bulunan Hakan Fidan’ı ziyaretinin asıl sebebi bir türlü dile getirilemedi. Söylenen gerekçeler ise kimseyi tatmin etmedi.

Yine o gece camilerde okunan salalar toplumun birlikte hareketine önemli katkı sağlarken Görmez’in İstanbul Müftüsü Rahmi Yaran’a haber gönderip durdurulmasını istemesi çok manidardı!..

Fakat bu konu da birilerinin radarına takıldı ve dillendirilemedi.

Nihayet büyük bir FETÖ projesi olan Kutlu Doğum Haftası kaldırılmak istendiğinde Görmez açıkça meydan okudu. “Kutlu Doğum Haftası, Diyanet’in projesidir”, diyerek üstlendi ve kaldırılamaz dedi.

Aslında bu karşı duruş açıkça sayın Cumhurbaşkanına bir başkaldırı idi.

Nitekim dinde, büyük bir fitneyi feda etmemek adına başkanlıktan oldu.

O günlerde FETÖ’ye yollamış olduğu bir kitabın başına yazdığı cümleler de ayrı bir fecaatti.

Görmez böylesi şaibelerle görevden alınsa da kendisine derhâl yeni roller biçmeye muvaffak oldu. Bu görevler ve icraatlar öyle basit ve geçiştirilecek türden değildi.

İlk olarak bir zamanlar yardımcısı olduğu eski Diyanet Başkanlarından Ali Bardakoğlu’nun başında bulunduğu Kuramer’de faaliyetlere başladı. Kur’ân-ı kerimi ayıklama ve çağa uydurma faaliyetlerinin tam gaz devam ettiği bu kurumu Diyanet acilen feshetmelidir.

Diğer taraftan Uluslararası İslam Düşünce Enstitüsü’nü (İDE) kurdu. Enstitü bu yıl beşinci senesinde ilk mezunlarını verdi.

İDE nereye bağlıdır? Büyük masraflarını kim karşılamaktadır. Burada yetişen gençler nerede istihdam olunacaktır. Bunların hükmü nedir açıkçası anlamak imkânsızdır.

Görmez’in fikir yapısı ise her geçen gün bambaşka durumlara dönüşmektedir.

Habertürk TV’ye sık sık davet edilip gündeme taşınması manidardır. Zira bu davetler normal değildir.

Habertürk TV ne hikmetse 2017 yılından beri Görmez’i önce FETÖ konusunda yapmadıklarını kapatmak veya kılıf üretmek için uğraştı.

Sonraları ise dinî her meselede sanki şu anda da Diyanet’in en büyük otoritesi gibi kendisini çağırmakta ve parlatmaya devam etmektedir.

Oysa Görmez’in fikirleri ciddi tartışma konusu olmaktadır. 

Kur’ânı şahsi okumalar! 

LGBT tartışmalarının şiddetlendiği bir sırada Görmez de konuya dâhil olmuştu. Ancak açıklamaları kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramadı. Bir taraftan LGBT’ye karşı gibi olduğunu ima ederken bir taraftan da “Bu tür musibetleri belirli bir günah grubuna bağlamamız doğru değil” diyerek âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri göz ardı ettiğini gösterdi. Yine, “Büyük günahlar artık değişti. Bizim günah-ı kebairleri Kur’ân’ı Sünneti dikkate alarak güncellememiz gerekiyor” sözlerini de sarf ediyor. Demek ki yakın bir tarihte LGBT’li olmayı günah-ı kebairin dışına atabilir!..

Demek ki Görmez’e göre; hadis-i şeriflerdeki hükümler ve anlatılanlar şöyle dursun, Kur’ân-ı kerimde, livataya düşen Lut kavmine indirilen azabdan da bahsedilmiyor, demekti hâşâ! 

Nihayet Görmez’in, Kurban Bayramında yine Habertürk TV’de katıldığı son programda yaptığı değerlendirmeler de milletin infialine sebep oldu.

Görmez burada kurbanı değerlendirirken “İbrahim aleyhisselama oğlu İsmail’i kurban etmesini Allah emretti dersek yanlış bir söz söylemiş oluruz” noktasından hareketle değerlendirmeler yaparak şöyle demişti:

“Kurban meselesinde bir defa şunu söylersek Kur’ân’a aykırı bir şey söylemiş olur. Aslında Allah onu emretti. Çocuğunu kesmeyi. O da Allah’ın emrini gelip söyledi değil.” Saffat suresi 102. âyetini okuyan Görmez ardından şöyle ifade ediyor:

“Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm; düşün bakalım sen bu işe ne diyeceksin? Dedi ki: Babacığım! Sana buyurulanı yap; inşaallah beni sabredenlerden biri olarak bulacaksın. Bunu emir olduğunu söyleyenler peygamberlerin rüyalarının vahiy olduğunu ifade eden kuvvetli hadisler var. Ona dayanarak bunu söylüyorlar. Ama ben şahsen kendi okumalarımdan bunun bir emir değil; ama bu rüyadan Hazreti İbrahim’in bir çıkarımıdır…”

Görmez devamında süslü cümlelerle konuya devam ediyor.

Görmez ancak erbabının anlayabileceği bir sinsilikle bir anlamda zehrini akıtıp sahneden çekiliyor. Konu o kadar önemli ki! Görmez burada vahyin şekillerinden birinin de rüya olduğunu kabul etmiyor. Yani açıkça vahyi kabul etmediğini göstermiş oluyor. Dahası, hâşâ Hazreti İbrahim aleyhisselamın da yanlış anlamış olduğunu söylemiş oluyor! O rüyanın vahiy ve emir olduğunu devamında gelen âyetler de teyit ediyor zaten. 

Nitekim Görmez’in kendisi de “Peygamberlerin rüyalarının vahiy olduğunu ifade eden kuvvetli hadisler var” dedikten sonra, ama ben şahsen kendi okumalarımdan bunu böyle anlamıyorum, demesi nasıl bir zihniyettir! Hazreti İbrahim’in çıkarımı öyle oldu fakat benim okumalarım bambaşka. Şu ifadeler “ben Hazreti Muhammed aleyhisselamdan ve Hazreti İbrahim aleyhisselamdan daha iyi okurum” iddiasında bulunmak değil midir?.. 

İlim mi gitti, âlim mi kalmadı? 

Her Müslüman bilir ki Peygamberlerin rüyası bizim rüyalarımız gibi değildir. Onlar sâdık rüya görürler. Yani onların rüyalarında gördükleri şeyler aynıyla gerçektir ve hüküm ifade eder. Bunun misalleri Kur’ân-ı kerîmde mevcuttur. Hatta peygamberler rüyalarında vahiy bile alırlar. Şanlı peygamber efendimiz nübüvvet gelmeden altı ay evvel sâlih ve sâdık rüyalar görmeye başlamıştı. Rüyasında gördüğü her şey sabah aydınlığı gibi aynen çıkardı. Bu sebeple Allah Resûlü’nün “rüyamda gördüm” diye anlattıkları ile ona melek vâsıtasıyla veya diğer yollarla bildirilenler arasında, kesinlik ve gerçeklik bakımından hiçbir fark yoktur.

Bu gerçek ayan beyan ortada iken Görmez’in Habertürk kanalında bu imanı yıkan tezviratta bulunması nasıl bir cürettir. Bundan daha vahimi bu ülkede kendisine cevap verecek bir İslam âlimi kalmadı mı sorusuna muhatap oluşumuzdur. Bu şahsın okumaları hadis-i şeriflerin önüne geçerken şu ülkede konuşacak adam mı yok? Şimdi bunun yetiştirdiği İDE’deki gençleri (aynı düşünceye sahip olanlar için söylüyorum) nerede istihdam edeceksiniz söyler misiniz?

İsveçli bir değil bin Kur’ân yaksa Kur’ân-ı kerime zerre zarar veremez. Bilakis ilgi ve alakayı artırabilir. Fakat Görmez gibiler, Kur’ân-ı kerim üzerinde derin şüpheler meydana getirerek inancı ve imanı tehlikeye atmaktadır!..

Mehmet Görmez’in fikir dünyası Fazlurrahman, Musa Carullah ve Ali Şeriati gibi isimlerle şekillenmiştir.

Abduh, Afgani ve Reşid Rıza’nın peşinden giden Fazlurrahman, Musa Bigiyef ve Ali Şeriati’yi rehber edinenler şimdi tarihselcilik girdabında Kur’ân-ı kerimi tartışmaya açmışlardır! Bunlar gemi azıya almışçasına gençlerimizi ruhi bunalımlara doğru çekmektedir. Hepsi aynı zehirli pınarın suyunu ikram etmektedir. 

    TEFEKKÜR
    Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok
    Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mı yok
                                                   Şeyhülislam Yahya Efendi

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
07.07.2023
Türkiye Gazetesi

PAYLAŞ