Alışverişte kâr oranı ne kadardır?

Bilindiği gibi, bir malı satarken alış fiyatına veya maliyeti üzerine eklenen fazlalığa “kâr” denilmektedir. Ticaret meşru olunca, kâr elde etmenin de meşru olması tabiidir.

 
Dinimizde, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde ticaret ve kazançtan genel olarak bahsedilmekte ve ekonomik hayatın, belirli ölçülere uyularak kendi tabii kuralları içinde yürümesi, dolayısıyla kârın da tabiî ve ahlâkî ölçüler içinde oluşması esas alınmıştır. Bu prensibin gereği olarak alışverişlerde çeşitli mallara yüzde hesabıyla bir kâr oranı belirlenmemiştir. Genel olarak malın piyasaya arzı ve talebi kanunlarına bağlı serbest rekabet esasları dâhilinde kendiliğinden oluşacak fiyatlar ölçü alınır. Ancak bu prensibi korumak ve insanların temel ihtiyaçlarının istismarını önlemek için bir takım tedbirler öngörülmüştür. Faizin, ihtikâr yani stokçuluk yapmanın haram kılınması, karşılıksız kazanç yollarının kapatılması ve gerektiğinde narha yani fiyat tespitine başvurulması bunlar arasında sayılabilir.

 
Diğer temel bir prensip de şudur: Malın kendisinde veya kıymetinde artış meydana getirme özelliğinde olan harcamalar alış fiyatına eklenir, bu özelliği taşımayanlar ise eklenmez. Meselâ: Nakliye, dikiş, cilalama ve boyama gibi malda artış sağlayan masraflar eklenebilir. Fakat mal sahibinin; malın alımı, nakli ve pazarlaması esnasında kendi şahsı veya aile fertleri için yaptığı yeme, içme, yatıp-kalkma masrafları; çoban, bekçi, doktor veya veteriner masrafları eklenmez.

 
Bir de kârın aşırı olmaması gerekir. Normal kâr oranı satılan malların cinsine ve özelliklerine göre değişebilir. Bazı mallarda düşük bir kâr haddi yeterlidir. Toptan satışlarda ve değeri yüksek olan mallarda olduğu gibi. Bazı mallarda ise bu oran normal tutulur. Bozulma ihtimali olmayan mallar ve perakende satışlar gibi. Bazı mallarda da kâr oranı yüksek olur. Bozulma oranı fazla veya çeşitli riskleri mevcut olan mallar gibi. Demek ki kâr oranı örf ve şartlara göre değişebilmektedir. Fakat bu oran: Her şeyden önce vicdan işidir. Çünkü Müslüman, kardeşini aldatmaz, ona ihanet etmez, onu kendisi gibi düşünür. Satacağı malı kendisi almak istediğinde, ona ihtiyacı olduğunda kendisine kaça ve hangi şartlarda satılmasını istiyorsa, başkasına da öylece satar. Bununla birlikte lüzum görüldüğünde İslâm devleti, malların cinsine göre belirli kâr hadleri koyabilir, buna uymayanları da cezalandırır.

 

Şurası bir gerçektir ki: Çeşitli mallara yüzde üzerinden belirli bir kâr haddi uygulaması, ekonomik hayatta birçok zorluklarla karşılaşmaya sebep olur. Çünkü bir kere, kâr miktarını dondurmak o malın alış fiyatını veya maliyetini tam olarak bilmeyi gerektirir. Bu ise her zaman net olarak hesaplanamaz ve kâr miktarına yalan karışabilir. Diğer taraftan aynı cins ve kalitedeki malın maliyeti tüccardan tüccara değişir. Sermayesi geniş olan tüccar, peşin para ile çok mal satın alır, kendi araçları ile nakleder, dükkânı kendi yeridir, kira ödemez. Bütün bu sebeplerle malı ucuza maleder. Diğer bir tüccarda ise bu imkânlar bulunmadığı için maliyeti yüksek olabilir. Üretimdeki maliyetler çok daha değişik sebepler yüzünden farklı olur. Aynı cins ve miktarda birçok malın maliyetleri farklı olunca, yüzde kâr ilâvesiyle oluşacak satış bedelleri de farklı olacaktır. Böyle bir piyasada ucuz fiyata satanlar alıcı bulur. Maliyeti yüksek olduğu için pahalı satmak zorunda kalanlara diğerlerinin elinde mal biterse satış sırası gelecektir.

 
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz zamanında insanlar, temel gıda maddelerinde sıkıntı çekmeye başladıklarında, fiyatlar kontrol edilmez bir durum aldığında Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize müracaatla fiyatların artışının önüne geçmesini istemişlerdir. Fakat fiyatların serbest rekabet esasına göre teşekkülünü, günlük ticari hayatta iyi niyetin hâkim olmasını arzulayan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz böyle bir isteği reddetmiştir.

 
Bununla birlikte, her ne kadar İslâm’da açık bir şekilde narh ve kâr haddinin ne olduğu belirtilmemiş, ticarette serbest rekabet esası getirilmişse de dolaylı yollarla bir kısım sınırlamalar konulmuştur. Faiz, ihtikâr, karşılıksız kazanç yolları haram kılınmıştır. Fukaha, İslâmın güttüğü asıl gayeyi, serbest rekabet esasını korumak ve istismarın önüne geçmek için zaman zaman sınırlayıcı tedbirler koymuşlardır. Meselâ: Bir tek satışta kârın maliyete ulaşması yani yüzde yüz kâr İmam-ı Azam ve Ahmed b. Hanbel tarafından iyi karşılanmamış, maliyeti aşan kâr ile satış caiz görülmemiştir.

 
Sonuç olarak: İslâm’da sağlam bir ticaret ahlâkının oluşması amaçlanmıştır. Alış-Verişe hile, aldatma ve yalanın karıştırılması yasaklanmış, temel ihtiyaç maddelerini günün rayiç bedeli ile satanların sadaka sevabı kazanacakları belirtilmiş ve tüccarların bununla bir toplum hizmeti yap-tıklarına işaret edilmiştir. Ancak iyi niyetin yeterli olmadığı devirlerde esnaf ve tüccarı serbest ve kontrolsüz bırakmak temel ihtiyaçların sömürülmesine yol açar. Üretim, dağıtım ve para gücünün kötüye kullanılmaması için İslâm devletinin gerekli tedbirleri alarak üretici ve tüketiciyi koruması, arz ve talep dengesini sağlaması gerekir. Bunun sonucunda üretici ve dağıtıcıya az gelmeyecek, alıcıya da çok görünmeyecek bir piyasa fiyatı oluşur. İşte bu fiyatın içinde yer alan kâr meşru sayılır.

 
Diğer yandan satım akdinde, yüzde üzerinden belirli bir kâr sınırının konulmaması, satıcının dilediği fiyata satış yapabileceği anlamına gelmez. Yalan yere yemin, malın ayıbını gizleme, malda bulunmayan niteliklerle malı övme, maliyeti yüksek gösterme, mal darlığından yararlanma gibi yollarla müşteriyi etkileyerek piyasa fiyatının üzerine çıkmalarda “fahiş fiyat” söz konusu olur. Burada hakkı olmayan fazlalık satıcıya meşru olmaz.

 

Kısacası: Dinimiz, alış-verişte kârı yasaklamamış ve kâr için bir miktar tayin buyurmamıştır. Ticaretle meşgul olan herkes, bir kazanç elde etmek ister. Çünkü ticaretin maksadı insana hizmet etmekle beraber bir kar sağlamaktır. Yeter ki insan bu hususta insaftan ayrılmasın, başkalarının ihtiyacından istifadeye çalışmasın. İslâm dini, sadece aldatmaktan, hileden, satılan şeyin kusurunu gizlemekten ve satılan şeyi kendisinde bulunmayan rağbet olunan, aranan bir vasıf ile nitelemekten men etmiştir.

 

Bu itibarla örf ve âdetteki makul ölçüleri, yasal sınırlamaları göz ardı ederek, insanların bilgisizliğinden ve güveninden de yararlanarak malların mümkün olan en yüksek kârla satışa sunulması, ayrıca bu davranışa “İslâm’da kâr haddi yoktur” anlayışıyla meşruiyet atfedilmesi doğru olmaz.

 

Son söz olarak da: İslâmî ekonomik ve ticarî hayatın semeresi, ancak İslâm’ı tam manasıyla yaşayan toplumlarda görülebileceğini belirtmek isterim.

 

dipnot

 

(1) Serahsî, Mebsut, 13/80; Kâsânî, Bedayiu’s-Sanayi, 5/223; Alemgir, el-Fetava’1-Hindiyye, 3/162, 514
(2) Kasani, a.g.e. 5/224; el-Fetava’1-Hindiyye, 3/164; Zeyleî, Tebyinü’1-Hakayık, 4/76
(3) Ali Nasıf, Tac, 2/196-198, 516

PAYLAŞ